C vitamini Cilt Bakımı

C vitamini enflamasyon ve serbest radikaller ile savaş içerisinde olarak kolajen üretmektedir. Bundan dolayı sizlerde cildinizde olumlu düzeyde bir erişim görmek isterseniz, içerisinde C vitamini yer alan kremler ve temizleyici cilt bakım ürünleri kullanın.

Gün içerisinde yapılacak kür için atılan adımlar oldukça önemlidir. Fakat güç bakımından yüksek seviyedeki anti-aging adımı tedavideki doğru onarımdır. Nemlendirme, tonik, temizleme ve koruma ürünlerinin her birisi ayrı olacak şekilde kırışıklıklara karşı onarıcı etkisi vardır.

C Vitamini İçeren Kremler

Genel temizleme anlamında kullanılan temizleyici ürünler ve güneş korumalarına kadar kullanılmakta olan birçok ürün C vitamini içermektedir. İnsanlar kendi C vitaminini kendisi diğer canlılara göre üretemediği için alınacak besinlerden elde etmektedir. Ayrıca C vitamini dokular üzerinde uzun zaman kalmayıp, idrar yoluyla vücuttan dışarıya atılmasından dolayı devamlı olarak ihtiyaç duyulmaktadır.

C Vitaminin Cilde Etkisi

Epidermiste, derideki alt tabakadan beş kat daha fazla olacak şekilde C vitamini yer alır. Bu vitaminlerinde birden fazla görevi vardır. Vücuttaki su kaybının önüne geçmiş olduğu gibi, ciltteki bariyer fonksiyonunu da yerine getirmesine imkan sunar. Elastin ve kolajen oluşumunda görev alır. Hareketli olan serbest radikallerin, cilde zarar vermesine imkan tanımaksızın etkisiz duruma getirir. Güneşten gelen yakıcı ışınlara karşı C vitamini koruyucu görev üstlenmektedir. Bununla ilgili birden fazla bulgular vardır. Yüksek dozda alınması durumunda veya E vitamini ile birlikte kullanılmasında çok fazla şekilde fayda sağlar.

CİLT LEKELERİ İÇİN KREM

Cilt lekelerini kontrol altında tutmak, lekelerin yayılmasını önlemek ve ciltte lekelere sebep olan güneş ışınlarından korunmak için üç temel cilt bakım ürünü türü vardır. Hepsini güvenle kullanabilir ve talimatlar doğrultusunda hareket ederseniz, en iyi sonucu alabilirsiniz.

 

CİLTTE LEKELERİNE SEBEP OLAN GÜNEŞ VE DİĞER KAYNAKLILEKELERİ AZALTMAK İÇİN ÜÇ ANA ÜRÜN ÇEŞİDİNİZ ŞUNLARI İÇERMELİDİR:

 

Cilt lekelerinizde mevcut, cilt pigmentini silen eksfoliye ürünler.

Cilt lekelerinizde, lekelerinin daha ileri zamanlarda kararmasını önlenmeye yardımcı olmak için cilt pigmenti üretimini düşüren ürünler.

Rahatsız edici güneş lekelerinin neden olduğu, UV ışınlarını engelleyen geniş spektrumlu güneş koruyucular.

Dermatolojik uygulamalarda, cilt lekelerini kontrol etmek isteyen hastalar için, bir cilt bakımı rutini oluşturulur. Genellikle bu tür cilt bakım ürünleri, kapsamlı ve güçlü bir cilt bakım rutinine dâhil edilir.  Bu rutine uyulması halinde, cilt lekelerinden mustarip olan kişilerin ciltlerinin, daha genç, parlak ve pürüzsüz görünmesi son derece mümkündür. Dermatolojik çalışmalar cilt lekeleri için krem kullanımında son derece titiz klinik çalışmalar yapmış ve hâlihazırda yapmaya devam etmektedir.

Aşağıda, bunu nasıl yapacağımızın ayrıntıları verilmiştir.

 

BİRİNCİ ADIM: İSTENMEYEN CİLT LEKELERİNİ SİLMEK İÇİN ÖLÜ HÜCREYİ DÖKECEK EKSFOLİYE ÜRÜNLER KULLANIN.

Eksfoliyecilt bakımı, ciltteki lekeleri veya güneş ışınları kaynaklı lekeleri ağartarak silikleştirmeye yardımcı olur, çünkü lekelerin pigmenti, canlı hücrelerden yukarıdaki ölü hücrelere taşınır. Eksfoliyasyon, ölü hücreleri döker- pigment ve diğer sorunları giderir.

Eksfoliye sadece kaba bir cilt temizleme veya duş süngeri kullanmakla alakalı değildir. İşi yapmak için fiziksel ve kimyasal eksfolasyon kullandığınızda en iyi sonucu alırsınız.

Muhtemelen fizikseleksfolasyona aşinasınızdır. Cildinizdeki ölü hücreleri temizlemek için,sert yüzeyli süngerler veya fırçalar kullanın. Kimyasaleksfoliyasyon daha karmaşıktır. Ölü hücreleri cildinizde tutan yapışkanlığı gevşetmek için AHA ve BHA içerikli kremlerin kullanılmasıgerekir. Ölü hücrelerin yapışkanlığının etkisini azalttığınızda, hücrelerin yenilenmesi daha hızlı bir şekilde oluşur ve işlem daha iyi sonuçlar verir.  Bunu yapmak için, en çok tercih edilen yol: Güvenilir kremlerle, yine güvenilir AHA içerikli cilt lekeleri kremlerinin kombinasyonudur.

Glikolik asit / AHA içerikleriyle, tam  olarakeksfolasyon(ölü deriyi pul pul dökme işlemi) cilt bakım rutinlerine iyi bir örnek teşkil etmektedir. Ölü derinin, ciltteki yapışkanlığını gevşeten, güçlü, profesyonel seviyedeki AHA / glikolik asit birleştirilerek, özel olarak seçilmiş süngerler ve bezlerle sadece doğru miktarda fiziksel eksfolasyon yapılır. Ölü cilt hücreleri ve cilt lekelerindeki pigmentler sulanır ve ovalanır. Böylece cildiniz pürüzsüzleşir, daha genç, daha parlak bir hal alır. Uygulama sonrası, gün boyunca geniş spektrumlu bir güneş kremi sürün. Kahverengi ve istenmeyen cilt lekeleriyle savaşmak için en iyi kremlerle cilt bakımına başlayın.

 

İKİNCİ ADIM: CİLT LEKELERİNİZİ AĞARTMAK VEYA SİLMEK İÇİN CİLT PİGMENT- SİLİKLEŞTİRİCİ KULLANIN

 

Siliciler, ya da silikleştirici kremler, pigment üreten melanosit cilt hücreleri tarafından üretilen pigment miktarını gerçekten azaltan ürünlerdir. Aşırı pigment üreten bu hücreler, belli noktalarda toplanırlar. İlk önce pigment üretimini harekete geçiren UV ışınlarından kaçınmanın yanı sıra pigment üretimininbiyokimyasal adımlarını daha çok engellemek için özel maddeler kullanabilirsiniz. Bunu yapmak için en iyi ürün seçenekleri şunları içerir:

 

RETİNOİDLER:( Cilt lekeleri, cilt kırışıkları üzerinde düzenleyici olan bir maddedir. Kolajen oluşumunu, içerdiği A vitaminiyle destekler, cilt lekelerini silerken, cildin kaybettiği elastikiyet kabiliyetini tekrar kazandırır. Cilt lekelerini silmek için tercih edilen etkili bir maddedir.)

Cilt lekelerini silikleştirmek için en iyi içerikler:retinol içeren ürünlerdir Bunlar, reçetesiz olarak elde edilen, en güçlü retinol seviyelerine sahip,  yoğun gece kremi gibi retinol ürünleridir.Retinoidler ayrıca ölü deri hücresini pul pul döker ve böylece,her türlü cilt lekelerini silikleştirmeye yönelik, nasıl yardımcı olacakları konusunda, iki yönlü bir deneyim kazanırsınız. Ek olarak, bunlar güçlü kollajen üretim stimülatörleri olduklarından, kırışıklıkları ve cilt yaşlanmasının diğer belirtilerini azaltmaya yardımcı olurlar.

 

C VİTAMİNİ:

Cilt lekelerini gidermek için en iyi ürünler, yüksek konsantrasyonlu, stabil, C vitamini içeren cilt bakım kremleridir. Her türlü cilt lekelerini oluşturan pigment üretimini azaltmaya yardımcı olabilirler. Etkisi ilk kullanımlarda, kimyasal ürünlere oranla nispeten hafif olmakla birlikte, C vitamin içerikli ürünlerde, C Vitamini Kırışıklık Karşıtı Tedavi Serumu gibi güçlü bir profesyonel ürünü kullandığınızda, kollajen oluşumunu tetikleme yeteneği gibi diğer anti-aging faydaları da vardır. Ayrıca cildinizi, serbest radikallerin yarattığı ek zararlardan korumaya yardımcı olan mükemmel antioksidanlardır.

 

HİDROKİNON:

Cilt lekelerini ağartan kremler ve losyonlardaki klasik, cilt beyazlaştırıcı bileşenidir. Hertürlü cilt lekesini silikleştirmek ve hatta tamamen çıkarmak için, en iyi sonuçları vermesiyle bilinir ve tercih edilir.

En iyi sonuç için, hidrokinon, retinoidler, AHA (glikolik asit gibi) ve güneş kremi ile kombinasyon halinde kullanılmalıdır. Cilt lekelerinin etkisini azaltmak ve silmek için, en etkili cilt bakım rutini kombinasyonudur.

Dermatolojik tedavilerde, yaz aylarında kaçınılmaz olarak kötüleşen güneş lekelerini, diğer bir deyişle güneş lentijenleri,engellemek için sonbaharda bu içerikle kombine edilmiş ürünler, 4 aylık bir kür programında sıklıkla kullanılır.

 

HİDROKİNON İÇERMEYEN/ NON-HİDROKİNON-ÜRÜNLERİN CİLT LEKELERİNE KARŞI KULLANIMI:

İçeriklerinde, güneş lentgillerini, her türlü cilt lekelerini silmek, cilt bakım kremlerinde kullanılabilen kojik asit, azelaik asit, meyan kökü ve arbutin gibi diğer cilt ağartıcılar vardır. Güneş kremi, retinoid veyaglikolik asit gibi bir AHA ile kombine edildiğinde en yüksek verimi verirler.

 

ÜÇÜNCÜ ADIM:  YÜKSEK FAKTÖRLÜ GÜNEŞ KORUMA

 

Sanılan aksine, sadece yazın değil, yılın 365 günü, tüm dünyadaki UV ışınları güneş lekelerini ve buna bağlı diğer cilt lekelerini yaratır ve koyulaştırır. Evet, cilt lekeleriniz, kışın, Kuzey Kutbu’nda, şafak vakti veya alacakaranlıkta,her türlü etkiye maruz kalmaya devam etmektedir. Kış veya sonbahar aylarında, UVB güneş ışınlarının daha zayıf olduğu doğrudur. Bununla birlikte, UVA ışını ekvatorda, öğle saatinde olduğu gibi yoğun olarak dışarı çıkar ve UVA ışınları,  güneş ve buna bağlı diğer cilt lekelerini çoğaltır.

Bu, gün ışığının olduğu saatlerde, bütün yıl yüksek koruma faktörlü bir güneş kremi kullanmanız gerektiği anlamına gelir. Sabahleyin yeni güne hazır olduğunuzda, yüzünüze ve güneşe maruz kalabilecek cildinizin her bölgesine bu kremleri sürün. Kalıcı çözümler için, talimatlara uygun olarak bu işlemi tekrar tekrar uygulayın. Güvenilir UVA koruması için, etkin madde olarak% 5 veya daha fazla çinko oksit içeren bir ürün seçin.

Alpha Arbutin

Cilt lekelerinde yüzde 40 gibi bir oranda giderici bir madde olarak kullanılan Alpha Arbutin Japonlar tarafından keşfedilmiştir. Japonlar kendilerine has beyaz tenlerinin pürüzsüz olması için çözüm yolu olarak kullanılan simge ürünü haline gelmiştir. Genel olarak bakıldığında ise Japonlar dünya kozmetik sektörüne birden fazla şekilde yaptığı araştırmalarıyla kendilerinden söz ettirmişlerdir.

Japonya’da araştırmacı bilim adamları birden fazla bitkiyi inceleme altına almıştır. Elde edilen sonuca göre ‘’bitkisel arbutin’’ ciltteki lekeler üzerinde yüzde 40 gibi oranlarda etkili olduğu keşfedildi. Araştırma dahilindeki çalışmalar Osaka Prefecture Üniversitesi, Kobe Üniversitesi ve Biokimyasal Araştırmalar Laboratuarında yürütülürken, dünya üzerinde arbutinin ciltteki lekelenmelerin tedavi sürecinde etkili ve aynı zamanda da güvenli bir madde olduğu ortaya çıkartıldı.

Cilt Üzerindeki Etkisi

Tamamı ile bitkisel olan arbutin cilt üzerindeki fazla melanini alarak rengi olmayan bir madde ile değişim yapar. Aynı zamanda bir takım enzimlerle de birleşerek fazla tyrosin aksidasyonuna engel olur. Güneş nedeniyle ciltte meydana gelen sivilce, leke ve diğer fonksiyonların cilt üzerine rengini aktaran melanindeki miktarın artırılmasına bağlı şekilde oluşmuş cilt lekelerinin devam etmesine de mani olmaktadır.

BERGAMA’DA TATİL YAPMAK

Bergama, Türkiye’nin en büyük ilçelerinden bir tanesi olup, İzmir il merkezi ile arasında 103 km mesafe bulunmaktadır. Bergama isminin anlamının Türkçe’deki karşılığı yüksek yerleşimdir. İlçenin isminin Hititler tarafından konulduğu bilinmektedir. Bergama’da tatil yapmak isteyenler için ilçeye en kolay ulaşım yolu İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan karayolu ile sağlanmaktadır. Ayrıca İzmir merkezine kadar ulaşan tren seferleri ile de İzmir’e kadar gelinip, oradan karayolu ile Bergama’ya ulaşmak mümkün olmaktadır.

Bergama, verimiyle bilinen Bakırçay Ovası’nda yetişen zeytin, tütün, üzüm ve pamuk gibi tarımsal ürünleriyle bilinmektedir. İlçe aynı zamanda arıcılıktan da önemli miktarda gelir elde etmektedir.

TARİHTE BERGAMA

İzmir’in en büyük ilçesi olan Bergama, tarih boyunca pek çok uygarlığı ağırlamıştır. Bu nedenle de Bergama sınırları içerisinde pek çok tarihi yapı bulunmaktadır. Bu yerlerden en çok ziyaretçi çekenlerin başında Akropol gelmektedir. Akropol, Bergama ilçesinde bulunan ilk yerleşim alanıdır. Akropol  deniz seviyesine olan 300 metrelik yüksekliği ile bir hayli dikkat çekmektedir. Teleferikle kolaylıkla ulaşılabilen Akropol’de, 15 bin kişi kapasitesi bulunan ve dünyanın en dik açılı tiyatrosu olarak adlandırılan bir tiyatro alanı da ziyaretçileri beklemektedir. Teknolojinin her alana yayıldığı günümüzde, antik kenti gezerken yüklenilecek bir mobil uygulama ile çok daha fazla bilgi almak ve görülen yerlerin tarihteki hallerine göz atmak mümkün olmaktadır.

Bergama’da tatil yapmak, tarihi yerleri sevenler için oldukça dolu geçmektedir. Bu doluluğu sağlayan yerlerden bir tanesi de Asklepion Ören Yeri’dir. İnşaası M.Ö. 4. yüzyıla dayanan tapınak, sağlık merkezi olarak hizmet vermiştir. Sağlık konusunda nam salan bir yer olan Asklepion için ölümün girmesinin yasak olduğu yer denilmiştir. Tapınakta bulunan yer altı tünelinin ise, hastaların aşırı sıcak ve soğuk havalardan korunması amacı ile yapıldığı yapılan araştırmalardan öğrenilmiştir.

Tarih yolculuğunda ziyaret edilmesi gereken bir diğer yer ise Bazilika’dır. Bazilika halk tarafından Kızıl Avlu olarak adlandırılmaktadır. Bu ismi almasının nedeni bütünüyle tuğla kullanılarak inşaa edilmiş olmasıdır.

Bergama’da Asklepion benzeri olarak hizmet veren bir diğer kent olan Allianoi de ziyaret etmek için  rotada yer verilmesi gereken yerlerden bir tanesidir. 45 derece sıcaklıkta şifalı suya sahip olan toprakları ile nam salan kent tarihi boyunca şifa dağıtmıştır.

BERGAMA’DA NE YENİR?

Bergama’ya tatile gitmek isteyen bir kişinin gezmeye önem verdiği kadar yeme içme konusuna da önem vermesi gerekmektedir. Zira Bergama’nın kendine özgü olan ve mutlaka tadılması gereken fevkalade lezzetleri bulunmaktadır. Bu lezzetlerden en çok bilinenler Çığırtma, Sakızlı Karanfilli Leblebi, Nohut Böreği ve Ramazan Helvası’dır. Her şey yerinde güzel felsefesine katılan herkesin Bergama lezzetlerini de yerinde yemeden dönmesi oldukça ihtimal dışıdır.

Bergama’nın denize olan kıyısının oldukça küçük olması, ilçede deniz turizminin de sınırlı olmasına neden olmaktadır. Ağırlıklı olarak tarihi ve doğal güzellikleriyle insanları cezbeden ilçede, güzelliğiyle adından bahsettiren plajlar olmasa da denize girmek mümkündür.

 

Bebek Bakımı Konusunda Doğru Bilinen Yanlışlar

Özellikle de ilk defa doğum yapmış olan anneler, bebeklerine istediklerini tam anlamıyla verememekten korkuyorlar. Çünkü bu aşamada yapmış olacakları yanlışların sonrasında bebeklerinin zarar görebilecekleri düşüncesine sahip oluyorlar. Gerçekte ise bebek bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken öncelikli konu sakinliktir. Kimi zaman ister yeni anne baba olan isterse bu konuda tecrübeli olan pek çok kişi birbirinden farklı yanlışları yapabiliyorlar.

Bebek Devamlı Emzirilmeli

Her anne, bebeğinin tam olarak doyması adına onu sürekli şekilde emzirmesi gerektiğini düşünürler. Gerçekte ise bu konularda yapılmakta olan araştırmalar göstermekte ki yeni doğan bebeklerin ilk bir hafta iki saatte bir emzirilmesi yeterli olacaktır. Bu sayede bebekte ortaya çıkabilecek olan fizyolojik sarılık durumu oldukça hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmış olacaktır. Bununla beraber bebeğin sürekli olarak emzirilmesi sonrasında süt birikmesi olmayacak, meme uçları yara olacak ve bebek beslenme sorunları ile karşı karşıya kalmış olacaktır.

Doğumdan hemen sonra bebek annenin yanına geldiği zaman bebeğin refleksleri devreye girecek ve meme arayacaktır. Birçok anne bu aşamada sütünün az geldiğini ve bebeğe yetmediğini düşünür. Halbuki gelecek olan süt o anda bebeğe yetecek kadardır. Ve bebek anneyi her emmeye başladığında gelecek olan süt miktarı artacak ve böylece anne bebeğine yettiğini düşünerek daha az stres altında olacaktır.

Bebeğin Altının Her Temizlenişinde Pişik Kremi Sürülmeli

 Genel itibari ile pişik kremlerinin en büyük özelliklerinden biri oldukça yoğun bir yapıya sahip olmasıdır. Sürülmüş olduğu bölgeyi hava almayacak şekilde korur ve steril bir şekilde kalmasını sağlar. Devamlı olarak pişik kremi sürülmesinden sonra bölgedeki direncin düştüğünü görmek mümkündür.

Böylesi bir durumun sonrasında ise bu bölgede çok şiddetli pişik ve enfeksiyon oluşma durumu kendini göstermiş olacaktır. Bunların oluşmasının engellenmesi adına pişik kremi yalnızca pişiğin kendini gösterdiği zaman çok az miktarlarda kullanılmalıdır. Pişik oluşumunu önlemek adına ise bebeğin altının tamamen kuru kalması çok büyük bir öneme sahiptir. Nemli kalması durumunda ise bebek bezinden ötürü hava alamayacak ve pişik oluşacaktır

DİSLEKSİ NEDİR?

Disleksi “Özel öğrenme güçlüğü” olarak tanımlanabilir. Disleksi belirtileri daha okul öncesi dönemde görünmesine rağmen en anlaşılır hale ilkokul döneminde geliyor. Uzmanlara göre öğretim hayatında zorluklar yaşanması ve bu durumun süreklilik arz etmesi disleksi belirtisi olarak varsayılıyor.Uzmanlara göre disleksi’ye sahip olan kişilerde sözcükleri yanlış okuma, okuduğunu doğru algılamama, okurken yaşıtlarına oranla daha yavaş okuma gibi durumları gözlemlenmiştir. Okurken yaşanan en sık güçlük ise harfleri karıştırma, hece ya da satır atlama, yavaş ve yanlış okumadır.

Disleksi ile alakalı çok yanlış bir inanışın olduğuna dikkat çeken uzmanlar, toplumda disleksi olan bireylerin zekâ geriliği ya da özrü olduğu düşünülüyor. Oysaki bu durumun en önemli kanıtı ise Albert Einstein, Leonardo da vinci, Rodin ve Cher gibi bilim insanları ya da sanatçılardır. Disleksinin zekâ problemi olduğu ile ilgili ön yargının ortadan kalkması için sadece ailelerle değil toplumun da bilinçlenmesiyle çözülecek bir problem olduğu anlaşılıyor.

DİSLEKSİ ÇEŞİTLERİ

Disleksi,anne karnında iken sahip olunan yani doğuştan gelen ve yaşanılan olağanüstü durumlara bağlı olarak ikiye ayrılır. Doğuştan gelen disleksi doğum öncesi, doğum sırasında ve sonrasında gelişen komplikasyonlara bağlı olarak üçe ayrılır.

Doğum öncesi disleksi’ye sebep; yetersiz ve dengesiz gıda tüketimi, gebelik sırasında yaşanılan hastalık, enfeksiyonlar ve buna bağlı olarak bilinçsizce kullanılan ilaçlar sayılabilir. Doğum sırasındaki disleksi sebebi ise uzun ve zor doğum sürecine bağlı plasenta anomalileridir. Doğum sonrası sebep ise bebeğin doğum sonrası nefes almasındaki gecikme ya da daha ilerleyen yaşlarında geçirdiği ateşli hastalıklar olabilir.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ NASIL OLUR?

Uzmanlar disleksi ve tüm öğrenme güçlüklerinin tedavisinin eğitim olduğunu vurguluyor. Verilen eğitim okulda verilen eğitimden farklılık gösteriyor, çocuk özel eğitim vermeyen bir okulda eğitimini alırken bireysel veya grup halinde özel eğitime alınır. Eğitimi veren kişiler konularında uzmanlıklarını almış kişilerdir. Disleksi yani öğrenme güçlüğü ilaç ile tedavisi mümkün olmayan bir rahatsızlıktır. Ancak disleksi ile birlikte kişide psikiyatrik bir hastalık gözlemleniyorsa tedavisi için ilaç kullanılabilir. Dikkat eksikliği ile seyreden rahatsızlıklarda yine ilaç tedavisine başvurulabilir. Disleksinin yoğunluğuna göre verilen özel eğitimin süresi ve yoğunluğu değişiklik gösterebilir. Hafif seyreden durumlarda eğitim kısa süreli iken ağır durumlarda ise alınan eğitimin süresine rağmen bazen kişinin eğitim hayatındaki zorluklara çare olamayabiliyor.

Böbrek Yetmezliği

Böbreklerimiz vücudumuzun her iki böğür kısmında her biri 100-150 gr ağırlığında 11-13 cm uzunluğunda ve 3 cm genişliğinde fasulye şeklinde yer alan organlarımızdır. Anne karnından hayatımızın nihayete erdiği zamana sessiz sedasız sürekli çalışan böbreklerimizin vücudumuzda ağırlığına göre en fazla kanlanan organ olduğunu birçoğumuz bilmeyiz.

Öyle ki kalbimizden atılan kan hacminin %20 sinin gideceği yer böbreklerimizdir. Peki sadece 100-150 gr olmasına rağmen niçin kanımızın önemli bir kısmı böbreğe gider? Bu soruyu böbreğimizin görevleri nelerdir? Şeklinde başka bir şekilde de sorabiliriz. Böbreklerimizin görevlerini maddeler halinde kısaca açıklayalım:

1) Vücudumuzdaki tuzun az veya fazla olması halinde tuz dengesini sağlamak

2) Gerektiğinde suyun atılımını veya tutulmasını sağlayarak su dengesini sağlamak.

3) Vücudumuzda meydana gelen olaylar sonucunda açığa çıkan zararlı (üre

gibi) maddelerin atılımını sağlamak

4) Kan üretimi için gerekli olan eritropoetin adlı hormonun üretimini (%90-

95’i böbreklerde yapılır) yapmak

5) D vitaminini aktif hale getirerek kullanılmasını sağlamak

6) vücudumuzun asit-baz, sıvı elektrolit (potasyum, mağnezyum, fosfor, hidrojen) dengesini sağlayarak hayatın idamesini sağlamak

7) Aldığımız ilaç gibi maddelerin yıkımını sağlamak

8) İnsülin gibi bazı hormonların yıkımını sağlamak

Böbrek yetmezliği veya hasarı durumunda vücudumuzda yukarıda belirtilen işlevler yapılamaz ve hayati tehlikeye varan önemli sorunlar ortaya çıkar.

Böbrek Yetmezliği veya Hasarının Nedenleri Nelerdir?

Böbrek yetmezliği kısaca böbreklerimizin fonksiyonlarını yapamamasıdır. Nedenleri,

1- Şeker (diyabet)  Hastalığı: Dünyada ve ülkemizde böbrek yetmezliğinin en sık nedenidir. Şeker hastalığı, böbrek üzerinde aşırı çalışmaya neden olarak (şeker hastaları bundan dolayı sık sık idrar çıkar), şeker ve şekerin yıkılması sonucu ortaya çıkan bazı maddelerin böbreğin yapısında meydana getirdiği direk hasara bağlı olarak böbreği bozar.

2- Glomurülonefritler: Böbrek yetmezliğinin diğer bir nedeni glomerülonefrit diye adlandıran hastalıklardır. Böbreğin fonksiyon gören en küçük yapı taşı (iki böbrekte yaklaşık 2 milyon kadar bulunan) nefron diye adlandırılan birimdir. İşte bu nefronda meydana gelen hasarlr böbrek yetmezliğine neden olabilir.

3- Polikistik Böbrek Hastalığı: Böbrekte kistlerin varlığı ile seyreden Polikistik böbrek hastalığı diğer bir böbrek yetmezliği nedenidir. Bu kistler yaşa ve kist sayısına bağlı olarak bazen böbreği aşırı derecede büyütebilir ve zamanla böbrek yetmezliğine neden olur.

4- Taş: Böbrek taşları taşın özelliği, sayısı ve böbrekteki yerine göre böbrek yetmezliğine neden olur.

5- Vücudumuzun başka organ ve sistemlerinde oluşan hastalıklarda böbrek yetmezliğine neden olabilir. Mesala karaciğer yetmezliği, kalp yetmezliği, hipertansiyon, romatolojik hastalıklar böbreği etkileyerek böbrek yetmezliğine neden olur.

6- İlaçlar: Sık sık kullanılan ağrı kesici ilaçlar, bazı antibiyotikler böbrek yetmezliği nedenleri arasındadır.

7- Tansiyon yüksekliği: Böbrek yetmezliğine neden olan en sık nedenlerden biri tansiyon yüksekliğidir.

Tüm bu nedenler, bazen böbreklerimizin süzme fonksiyonunda ani (akut) veya uzun süre içinde (kronik) azalma şeklinde, bazen böbreklerimizin tutması gereken ve vücudumuz için gerekli olan maddeleri (albümin gibi)  tutamaması şeklinde, bazen de başka hastalıkların böbreği etkilemesi ile  böbrek yetmezliğine neden olur.

Böbrek Yetmezliği ve Hasarında Ortaya Çıkan Şikayetler

Böbreklerinizde yetmezlik veya hasar oluştuğunda ne gibi şikâyetleriniz olur? Bu tamamen altta yatan hastalığa göre değişir. Fakat en ilginç olanı şikâyetlerin direk böbrek ile ilgili olmamasıdır. Yani genelde böbreklerimizde ağrı, sızı vb. gibi şikayetler olmaz ( taş,çok büyük kistler ve böbrek iltihabı gibi durumlar hariç).

Ani oluşan böbrek yetmezliklerinde şikayetler idrarda azalma, koyu-et suyu renginde veya kanlı idrar çıkarma, yüzünde şişme, tansiyonda yükselme, bulantı kusma iştahsızlık gibi şikayetler oluşur

Zamanla gelişen böbrek yetmezliğinde ise şikâyetler tamamen farklıdır. Bunda şikayetler gece idrara kalkma ile başlar. İnsanoğlu normalde geceleri idrara kalkmaz. Eğer geceleri idrara çıkıyorsanız ya böbrek yetmezliği, ya prostat büyüklüğü yada kalp yetmezliğiniz vardır! Diğer yandan böbrek yetmezliği sonucunda oluşan kansızlığa bağlı halsizlik, bulantı, kusma, iştahsızlık, dikkat dağılması, deride renk değişikliği gibi şikayetler görülür.

Böbreklerinde protein kaçağı olan hastalar ise genelde özellikle ayaklarından başlayıp vücudunun üst bölümlerine doğru yayılan şişlik , idrar yaparken idrarda aşırı köpürme gibi şikayetler oluşu.

Böbrek Yetmezliği Açısından Kimler Test Yaptırmalı?

Ailenizde böbrek hastası (özellikle kistlere bağlı böbrek yetmezliği)

Şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği, karaciğer yetmezliği veya romatizmal hastalığınız varsa

Vücudunuzda döküntü, idrarda azalma, idrarda kan görme, Ayaklarınızda ve vücudunuzda şişme varsa

Böbreklerinizde taş varsa

Böbrek Yetmezliğinin Tespitinde Hangi Testler Yapılır?

Böbrek yetmezliği için en sık kullanılan test kanda kreatinin bakılmasıdır. Diğer yandan idrarın biyokimyasal ve mikroskop altında incelendiği mikroskopik analizide yapılır. Bazı durumlarda 24 saatlik idrar toplanarak böbrek fonksiyon testini ölçmek gerekebilir. Yine altta bir hastalıktan şüphe duyuluyorsa ona göre birçok test yapılabilir. Şikâyetlerinize göre doktorunuz sizi yönlendirecektir.

Böbrek Yetmezliğinde Tedavi Seçenekleri

Böbrek yetmezliği ve hasarında tedavinin 3 amacı vardır. Bunlar

1- Böbrekte hasara neden olan durumun tedavi edilerek böbrekte kalıcı hasarın engellenmesi. Buda böbreği bozan esas tedavi edilmesi ile olur.

2- Tedavide ikinci amaç yakalanılan hastalıklara bağlı olarak böbrekte kalıcı hasar oluşmuşsa, bu hasarın hastayı son dönem böbrek yetmezliğine ilerlemesinin önlenmesi ve olabildiğince geciktirilmesidir. Bu aşamada verilen ilaçların veya tavsiyelerin amacı direk böbrek sağlığınızı eski haline getirmek değildir. Burada ki amaç böbrek yetmezliğinden dolayı vücudumuzun gerçekleştiremediği görevlerin ilaçlar ile tedavi edilmeye çalışılmasıdır.

Fakat bu aşamada hastaya çok önemli görevler düşmektedir. Mesela tuz alımını günde 6-7 gr sofra tuzunu aşmayacak kadar azaltılması, doktorun tavsiyesine göre sıvı alımını kısıtlaması veya nadiren de olsa arttırması, tansiyonunu kontrol altında tutma yönünde azami gayret göstermesi, böbreğe zararlı ilaçları kullanmaması, ilaç kullanması gerektiğinde hekime böbrek hastalığının olduğunu mutlaka bildirmesi gibi.

3- Her ne kadar halk arasında böbrek yetmezliği ölüm ile özdeşleştirilse de, günümüzde son dönem böbrek yetmezliği gelişmesi durumunda hayatımızı idame etmeye yarayan tedavi seçenekleri vardır. Böbreğin işlevlerini yerine koyma tedavisi (renal replasman tedavisi) denilen bu tedaviler; kan diyalizi (hemodiyaliz), karın diyalizi (periton diyalizi) ve böbrek naklidir.

Hemodiyaliz vücudumuzdaki kanın bir makineden geçirilerek zararlı maddelerden temizlenmesi, böbrek yetmezliğinden kaynaklanan eksik maddelerin kana verilmesi ve sonrasında tekrar vücuda verilmesi olarak tarif edilebilir. Hemodiyaliz işleminde hasta haftada 2-4 kez hastaneye gider ve ortalama 4 saat diyalize girer.

Periton diyalizi yada karın diyalizi olarak bilinen tedavinin hemodiyalizden farkı, hemodiyalizde kanın temizlenme işini makine yaparken karın diyalizinde bu makinenin işini karnımızın iç organlarını saran periton zarı yapar. Bu tedavide hasta karnına yerleştirilen bazı ekipmanlar aracılığı ile karnına bazı özel sıvılardan koyup alma suretiyle hayatını idame ettirir. Hasta bu işlemler için hastaneye gelmek zorunda değildir.

Hastaların sağlığı ve konforu açısından en iyi tedavi ise böbrek naklidir. Fakat şunu unutmamak lazımdır ki böbrek nakli her zaman her hastaya yapılamamaktadır. Maalesef bazı hastalıklardan kaynaklanan böbrek yetmezliğinde böbrek nakli yapılması hastalığın nakil edilen böbrekte de tekrarlanmasına neden olabilmektedir. Yine böbrek nakli her zaman güllük gülistanlık bir hayat vaat etmez. Takılan böbreği vücudun kabul etmesi vb. gibi nedenlerden dolayı verilen ilaçlar bile belli başına hastada bazı sorunlara neden olabilmektedir. Yine de böbrek nakli bu üç tedavi içinde hasta sağlığı ve konforu açısından en güzel tedavi seçeneğidir.

Unutmamak lazım ki hiçbir tedavi organlarımızın işlevlerini tam olarak karşılayamaz. Birçok hayati fonksiyonu olan böbreklerimizi korumak için bize düşen görevler var mıdır? Böbreklerimizin sağlığını bozan nedenlerden bazıları irademiz dışında veya yapısal (genetik) nedenlerden kaynaklansa da bazı önemli konulara dikkat ederek böbreklerimizin bozulmasını önleyebilir veya böbreklerimizde bir şekilde bozulma olmuşsa bozulmanın ilerlemesini engelleyebiliriz:

Aşırı tuzdan sakınalım

Vücudumuzun günlük tuz ihtiyacı sofra tuzu şeklinde 6-7 gr’dır (3-3,5 gr sodyum). Bunun üzerinde tuz alımı sağlığımız açısından gereksiz hatta zararlıdır. Yüksek devirde sürekli çalışan motorun zamanla yıpranmasını misal verecek olursak, üzerinde aşırı tuz böbrekleri sürekli aşırı olarak çalıştırır. Buda zamanla böbreklerimizin yapısını bozar.

Tansiyonumuza dikkat edelim

Tansiyonu yüksek olan hastaların tuzdan uzak durması gerektiğini hepimiz duymuşuzdur. Aşırı tuz belli başına böbreğimizi yıpratır, diğer yandan tansiyonun gelişmesine katkıda bulunur, var olan yüksek tansiyonun kontrol edilmesini güçleştirir. Yüksek tansiyon ise yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi böbreklerimizi aşırı derecede çalıştırarak yıpratan en önemli faktörlerdendir.

Her gün ağrı kesici almayalım

Böbreklerimizi bozan diğer bir neden, ağrı kesici ilaçların bilinçsizce sık sık kullanılmasıdır. Birçok nedenden dolayı böbreklerimizin bozulmasına neden olurlar. Siz siz olun her başınız, beliniz, sırtınız vb ağrıdığında ağrı kesici almayın.

Böbreğin bozulmasının en sık nedeni olarak şeker hastalığı

            Böbrek bozukluğunun en sık nedeni dünyada ve ülkemizde şeker hastalığıdır. Özellikle ailemizde (anne baba,)  şeker hastalığı varsa, kilomuz fazla ise, şeker düşündürecek şikayetler (çok su içme, sık idrar çıkma, vb.) mutlaka şeker hastalığı yönüyle doktora başvurmakta yarar var. Şeker hastalığınız var ise şekerin böbreklerinizi bozmaması için mutlaka doktor kontrolünde olmanızda yarar var.

Böbreklerimizin vücudumuz için çok kıymetli, olmazsa olmaz organlarımızdan olduğunu göz önünde bulundurarak yukarıda bahsettiğimiz davranışları yapmamız halinde böbrek sağlığımıza önemli katkılarda bulunacağımızı unutmayalım.

Boyalı Saç Bakımı

Kadınlar ve güzelliklerini ön plana çıkarmak için değişik şekiller uyguladıkları saçları. Kadınlar özellikle saç renklerini değiştirmeyi pek severler. Aslında kullanılan boya, düzleştirici ve kurutma makineleri saçlara zarar vermektedir. Saçlarınızı bu zararlı etkenlerden korumak için saç bakımı yapmanız gerekmektedir.

Şayet saçlarınızı boyatmayı seviyorsanız ayda en fazla iki kere saçlarınızı boyatabilirsiniz. Boyalı saçlar için kullanılan özel şampuanlar vardır bunları kullanmaya özen gösterin. Saçlarınızı tahrip etmemek açısından çok sıcak suyla yıkamayın daha çok ılık suyla yıkamaya çalışın. Düzleştirici ve kurutma makinesi gibi ürünleri orta sıcaklıkta kullanmaya çalışın. Hatta boya sonrası kullanmamaya özen gösterin. Kullanmak zorunda kalırsanız da saçınıza 15 cm uzaklıkta tutarak kullanın.Boyalı saçları etkileyen faktörlerden biride güneştir. Bu sebeple güneş koruyucu kullanmanızda da fayda vardır.

Boyalı Saçlar İçin Evde Bakım Maskesi

Boyalı ve yıpranmış saçlarınız için evde doğal ürünler kullanarak doğal maskeler hazırlayabilir ve saçlarınızı sağlığına kavuşturabilirsiniz.Boyalı saç bakımı içinbirkaç yöntemden bahsedecek olursak;

Elma sirkesi: müthiş kullanım alanına sahip elma sirkesiyle saçlarınızı durulayarak saçlarınızın pH seviyesini dengeleyebilir, saçlarınızı kepekten koruyabilir ve canlılık verebilirsiniz. Yarım bardak suyun içerisine yarım bardak elma sirkesi ekleyerek karışımı hazırlayabilirsiniz hazırladığınız karışımı sprey yardımıyla saçlarınıza uygulayın ve 15 dakika beklettikten sonra ılık suyla durulayın.

Aloe vera ve bira maskesi: saçları tamir etmede ve saçlara parlaklık kazandırmada bira çok etkili bir yöntemdir. Yarım bardak biranın içerisine 2 tane aloevera sapı ve bir çorba kaşığı zeytinyağı ekleyerek kıvamını tutturuncaya kadar iyice karıştırın. Saçınıza uyguladıktan sonra 15 dakika bekletip ılık suyla durulayın. Bunu haftada 2 -3 kez uygulamanız yararlı olacaktır.

Avokado maskesi: genellikle cildin yenilenmesi için kullanılan etkili bir maskedir. Ayrıca saç bakımında da oldukça etkilidir. Kuru saçları yumuşatmak, onarmak ve saçlara parlaklık vermek için mükemmel bir seçenektir. Bir adet avokadoyu ezerek içerisine bir çorba kaşığı buğday tohumu yağı ekleyin ve iyice karıştırın. Saçınıza uyguladıktan sonra 1 saat kadar bekletip ılık suyla durulayın.

Mayonez bakımı: haftada bir kez uygulayabileceğini bu muhteşem tarif çok basittir. Yapmanız gereken tek şey nemli saçınıza mayonez uygulayarak yarım saat beklettikten sonra ılık suyla yıkamak.

Boyalı Saçlarda Dikkat Edilmesi Gerekenler

Boyadan sonra saç renginizin solmaması ve uzun süre parlak ve canlı kalması için uymanız gerekenler;

  • Saçınızın rengine uygun ve amonyaksız saç kremi kullanmanız saç renginizi uzun süre korumaya yardımcı olur. Saçınızı boyamadan önce mutlaka derinlemesine temizlik yapın.
  • Saçlarınızın rengini daha uzun süre korumak için haftada en fazla 3 kez yıkayın. Saçlarınızı daha sık yıkamanız boyanın daha hızlı akmasına neden olur.
  • Saçlarınızı haftada 2- 3 kez yıkamanız yetersiz oluyorsa kuru şampuanlar kullanabilirsiniz.
  • Boyadan hemen sonra saçınızı yıkamamaya dikkat edin. 48 saat beklettikten sonra saçlarınızı yıkayabilirsiniz. Saç boyanızın saçınız daha iyi adapte olabilmesi ve pigmentlerin saçınıza tam olarak yapışması için 48 saat beklemeniz gerekir.
  • Kullandığınız ürünlerin içerisinde sülfat ve tuz olmamasına dikkat edin. Bu ürünler boyanın saçınızdan daha kolay akmasına neden olur.
  • Kızıl saç tonları daha çabuk kaybolmaktadır ve diğer saç renklerine oranla bakımı daha zordur. Kızıl tonlar seçerken doğal bir yoğunlukta olmasına özen gösterin.
  • sadece vücudunuzu yıkamak için duşa girdiğinizde saçlarınızı boneyle sararak ıslanmamasına dikkat edin.
  • Saçlarınızı yıkarken ılık su kullanın. Çok sıcak su kullanmanız saçlarınızın rengini açar.
  • Bazen şampuan kullanmadan direk saç kremi kullanarak saçınızın nem dengesini koruyabilirsiniz. Şampuan kullandığınız durumlarda saç kremiyle birlikte kullanmaya özen gösterin. Ayrıca kullandığınız şampuanın kalitesine ve içerisinde sülfat barındırmamasına dikkat edin.
  • Saçlarınızı boyadıktan sonra evde uygulayabileceğiniz doğal yöntemlerle saç bakımına devam edin ve saçlarınızı koruyun.
  • Saçlarınızı nemlendirmek için bakım yağı sürerek ıslanmış havlu ile sarın.
  • Saçlarınızın boyaya karşı alerjisi varsa boyama sonrası kepek şampuanı kullanın.
  • Vitamin desteğiyle saçlarınızı daha sağlıklı ve canlı tutun. C vitamini saç dersi için kan dolaşımını kolaylaştırarak saç köklerini besler. B vitamini saçları güçlendirerek saç dokusunu geliştirmeye yardımcı olur.
  • Saçlarınız ıslakken fön yapmayın. Islak saça direkt ısı uygulanması saçların kırılmasına ve yıpranmasına neden olur.
  • Saçların güçlenmesi açısından demir açısından zengin gıdaların tüketilmesi gerekir.
  • Klor boyalı saçları çok çabukbozduğundan dolayı havuza girerken saçlarınızı klordan koruyan saç bakım ürünleri kullanın.
  • Perma çok fazla kimyasal içerdiğinden dolayı saça zarar veriri. Bu sebeple genellikle yapılmaması önerilir.
  • Saçlarınızdaki kırıkları sürekli temizleterek saçlarınızı gereksiz ağırlıktan uzak tutun.
  • Saçlarınızı sıkı toparlamanız saç dökülmesine neden olur. Saçlarınızı hava almasına izin verin.
  • Saç bakımında ve boyasında mümkün olduğunca az kimyasal içeren ürünler kullanmaya dikkat edin.
  • Kuaförünüzü kesinlikle doğru seçmeye özen gösterin. Yanlış kuaför seçimi saçlarınızı istediğiniz görünüme kavuşturmayabilir.
  • Boyalı saçlar için saçlarınızı proteinle besleyin. Bunun için doğal maske yöntemleri

Bebeklerde İshal Sorunu

Dışkının yumuşak ve sulu olması olarak tanımlanan ishal, bağırsak ve mide hastalıklarının başında kendine yer almaktadır. Her yaşta görülmekte olan ishal, özellikle de yapay besinler ile beslenmekte olan bebeklerde sıklıkla görülmektedir. Bebeklerde ishal günlük dışkı sayısının aniden artması, su gereksinimin çoğalması, dışkının sümüksü ya da kanlı şekilde gelmesi ile kendini göstermektedir.

Su gibi dışkının yapılması, içerisinde kan ya da iltihap görülmesi, gözlerinin etrafı soluk ve içeriye çökmüş bir hale gelmesi, ateşi yükselmesi bebeklerde ishalin çok ciddi olduğu anlamına gelmektedir. Böylesi durumlarda zaman kaybetmeden doktora gidilmesi gerekmektedir.

Bebeklerde İshalin Nedenleri Nelerdir?

 İshalin pek çok farklı çeşidi bulunmaktadır. Ancak mikrobik ishaller çok büyük bir yer tutmaktadır. Bağırsakların bu durumdan etkilenmesinin yanı sıra vücudun farklı noktalarında yer almakta olan mikrobik faaliyetler sonrasında da ishal olabilmektedir.

Bununla beraber bağırsak parazitleri de bebeklerde ishal sorununu oluşturmaktadır. Yeşil sebzeler ile bazı meyve grupları da yine bebeklerde ishal oluşmasının nedenleri arasında kendine yer bulmaktadır. Bebeklerde ve küçük çocuklarda düzensiz beslenme ishal oluşumunu tetiklemektedir. Birçok farklı sebebi bulunmakta olan ishal için anne babaların dikkat etmeleri gereken pek çok şey bulunmaktadır.

Bebeklerde İshalin Tedavisi Nasıldır?

 Hafif şekilde görülmekte olan ishal genel olarak 2 3 gün içerisinde kendi kendine geçmektedir. Ancak bu süre zarfında geçmezse hemen doktora gidilmesi gerekmektedir. Bebek anne sütü almaktaysa buna eskisi gibi devam edilmeli ve hiçbir ek gıda eklenmemelidir.

Bununla beraber eğer ki ek gıdalar alabiliyorsa ara dönemlerde çok az miktarda elma suyu ve açık çay verilebilir. Suni beslenen ya da karışık beslenmekte olan bebeklerde ise doktor kontrolünde gıda düzenlemeleri yapılabilecektir. Ancak bu aşamada doktorun söylemiş oldukları şeyler büyük bir öneme sahip olacaktır.

Anne babaların bu aşamada yapmaları gereken en önemli şey bebeklerini kontrol altına almak olmalıdır. Dışkı durumunun kontrol edilmesi, bebeğin yemek durumu gibi detayların üzerinde durmak; ishal tedavisinde istenilen tarzda başarılı sonuçların alınmasına yardımcı olacak ve kısa bir süre içerisinde ishal sorunu ortadan kalkmış olacaktır.

ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞUNUN NEDENLERİ

Anksiyete, şiddetli bir korku ve panik duygusu hissidir. Çoğu kişi yaşamdaki önemli olaylar öncesinde kendisini korkmuş, telaşlı hissedebilir. Ancak kişi, korku ve panik duygusunu beklenen olay geçtikten sonra bile yaşam kalitesini bozacak düzeyde hissediyorsa kişide bir anksiyete problemi olduğundan söz edilebilir. Anksiyete bozukluğunun nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Fakat yaşanılan bazı travmatik olaylar ve genetik yatkınlık anksiyete bozukluğuna neden olabilir. Geçmişten gelen bizi farkında olmadan çok derinden etkileyen olaylar psikolojimizin de hassaslaşmasına neden oluyor.

ANKSİYETE BOZUKLUĞU TIBBİ NEDENLERİ

Bazı kişiler de anksiyete bozukluğu altta yatan tıbbi bir sağlık sorunundan kaynaklanıyor olabilir.Bazı durumlarda ise anksiyete belirtileri tıbbi bir rahatsızlığın ön işaretçileri olabilir. Bu oluşan kaygı bozukluğu hastalığın psikolojik yıpranışından kaynaklanıyor olabilir. Anksiyete belirtilerine neden olabilecek bazı tıbbi durumlar şu şekilde sırlanır;

  • Kalp hastalıkları
  • Diyabet
  • Tiroit problemleri, hipertiroid
  • Solunum yolu problemleri, astım
  • Madde bağımlılığı ya da yoksunluk
  • Kronik ağrılar ve huzursuz bağırsak sendromu
  • Savaş/Kaç mekanizmasını etkileyebilecek nadir tümörler

Bu sayılan hastalıkların dışında anksiyete genetik olarak da oluşabilecek bir hastalık da olabilir. Bunun için iyi bir doktora danışmanız hayat kalitesi ve yaşam kolaylığı açısından sizin yararınıza olacaktır.

Anksiyete (kaygı) Bozuklukları Risk Faktörleri 

Anksiyete bozukluğu için yapılan araştırmalar da genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etkili olduğu görülüyor. Çevrede oluşan ve bizi etkileyen durumlar da fazla kaygı duymamıza neden olabilir. Anksiyete bozukluklarına yol açan başlıca faktörler;

  • Çocukluk çağında başlayan utangaçlık, davranışlarda tutukluk
  • Kadın olmak
  • Sınırlı ekonomik kaynaklara sahip olmak
  • Boşanmış ya da dul olmak
  • Çocukluk çağından itibaren stresli yaşam olaylarına maruz kalmak
  • Kan bağı olan yakın akrabalarda anksiyete bozukluğu teşhisi konması
  • Aile öyküsünde psikolojik problemler olması
  • Öğleden sonra tükürükte kortisol seviyesinin artması (Özellikle sosyal kaygı bozukluğu risk faktörleri arasındadır)

En önemlisi de anksiyete bozukluğu yaşadığınızdan şüpheniz varsa. Hangi risk faktöründe olduğunuzu anında öğrenmeniz ve tedaviye en kısa sürede başlayıp, kendinizi iyi hissetmeniz için ilk adımı atmanız yeterli.

Anksiyete Bozukluğunda Tedavi 

Anksiyete (kaygı) bozukluğun da çok çeşitli tedavi yöntemi bulunmamaktadır genel olarak tercih edilen tedavi yöntemleri antidepresan kullanımı ve psikoterapi uygulamalarıdır.

Daha sık kullanılan psikoterapi yöntemi de konuşma terapisi ve bilişsel davranışçı terapi uygulamalarıdır. Bilişsel davranışçı terapi kişilerde anksiyeteye yol açan düşünce kalıplarını yeniden irdelemelerine ve farklı davranış alışkanlıkları edinmelerine olanak sağlayan bir psikoterapi türüdür. Konuşma terapisi her insan da olduğu gibi hastada rahatlama sağlar hasta içini dökerek aslın çok da önemli sorunlarının olmadığı ya da kendisinin bu sorunları büyüttüğünün farkına varır.

Anksiyete Bozukluğun da Hangi aşamada Doktor Gerekli

Anksiyete bozukluğu olduğunuzu düşünüyorsanız bu anlatılan kaygı durumları size uyuyorsa  uzman bir psikoterapist ile görüşerek hayatınızı kontrol altına alabilirsiniz. Bunlar;

  • Fazla kaygılı olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durum iş, aile ve özel yaşamınızı etkilemeye başladıysa
  • Yaşadığınız korku, kaygı ve anksiyetenin kontrolünüzden çıktığını hissetmeye başladıysanız
  • Kendinizi depresyonda hissetmeye başladıysanız, alkol ya da uyuşturucu kullanımı başladıysa
  • Yaşadığınız kaygıların fiziksel bir sağlık sorunu nedeniyle olabileceğini düşünüyorsanız
  • İntihar ya da ölüm ile ilgili düşünceleriniz başladıysa

Anksiyete Bozukluklarının Yol Açacağı Komplikasyonlar

Anksiyete bozukluğu tanısı konulmasından sonra asıl soru tedavi yönteminin nasıl uygulanacağıdır. Ayrıca uygulanacak tedavinin yararlı olup olmaması da büyük sorun. Anksiyete bozukluğun da uygun tedavi yöntemleri uygulanmadığı takdirde aşağıdaki komplikasyonlara da neden olabilir;

  • Depresyon ve diğer mental sağlık sorunları
  • Madde kullanımı
  • Uyku problemleri
  • Hazım ve bağırsak problemleri
  • Baş ağrıları ve kronik ağrılar
  • Sosyal izolasyon
  • İş yerinde ya da okulda performans düşüklüğü
  • Yaşam kalitesinde düşüş
  • İntihar

Anksiyete bozuklukları tedaviye önem vermemiz gerekir aksi takdir de çok ciddi sonuçlar oluşabilir.

Anksiyete Atakları

Anksiyete (kaygı) bozukluğunda oluşacak ataklar da ne yapmanız gerektiğini öğrenmelisiniz. Böylece oluşacak atakların derecesini düşürerek kontrol altına alabilirsiniz. Anksiyete bozukluğu yaşayan hastaların ataklarda yağması gerekenler. Bunlar;

  • Hangi tür bir anksiyete bozukluğu yaşadığınızı, belirtilerini ve özelliklerini öğrenin.
  • Mutlaka bir psikoterapist ile görüşmeye başlayın.
  • Anksiyetenin sağlığınızı hem psikolojik hem fiziksel olarak etkileyen bütünsel bir rahatsızlık olduğunu unutmayın.
  • Anksiyete atağı yaşadığınızı anladığınız anda sizi destekleyen kişilerle iletişime geçin.
  • Vücudunuzu düzenli olarak hareket ettirin, oturma sürenizi bir saatten uzun tutmayın.
  • Vücudunuzun ihtiyacı olan uykuyu aldığından emin olun, gece uykunuzun bölünmemesine dikkat edin.
  • Rahatlama tekniklerini öğrenin.