Ferulik Asit Nedir?

Ferulik asit aslında bitkilerin hücre duvarlarında bulunan çok özel bir maddedir. Süper antioksidan özelliklerine sahiptir ve bu arada şunu da bilmek gerekir ki, onu serbest radikallerle savaşmanın son derece etkili yapar. E ve C vitaminlerinin kendi içerisinde kombine edildiği, cildin özellikle yabancı ışınlardan ve UV ışınlarından kaynaklanan hasarlardan korunmasını sağlayan, çok özel bir asittir. Hatta labirent kepeği ve buğday kepeği ekstraktı elde edilebilir. Bu arada hem serbest radikalleri, içten dışa vurmak, hem de topikal olarak, cilt üzerinde uygulanan, çeşitli sorunlarda kullanılan ek form olarak bilinmektedir.

Ferulik Asit Sistemleri

Ferulik asit birçok kişi kullanmaktadır ve bunu çeşitli bileşenlerle de karıştırmaktadır. Diyet ürünlerinin kullanımı için de kullanılırken, doğal ferulik asitle karıştırılabilir. Ancak bu işlerin her ikisi de doğal resimler arasında farklı sadece kullanım konusunda bazı farklılıklar sunmaktadır. Ferulik asitle ilgili olarak, cilde çok faydaları olduğunu söyleyebiliriz. Özellikli güneşin zararlı ışınlarından korumaktadır. Ancak bunlarla da kalmaz, aynı zamanda maruz bırakmış olduğu yani, güneş tarafından maruz bırakılmış olduğu hasarın bir kısmının tersine çevirmeye yardımcı olur. C ve E vitaminlerini kombine ettiğinden, çok ciddi bir koruma sağlamaktadır. Cildin yaşlanmasını önemli günlerinde serbest radikalleri koyabildiği anlamına gelen süper antioksidan olarak düşünülür.

Ferulik Asit Faydaları

Bunların yanı sıra şunu da bilmek gerekir ki, daha genç bir görünüm sağlamaktadır. Anti-ageing etkisi vardır. Bunların yanı sıra kullandığınız Ferulik asit sayesinde cilt serumu olarak kullanabilirsiniz. Cildin pürüzsüz ve daha yumuşak bir görünüme sağlar, aynı zamanda genç görünümlü olduğunu bulurlar. 3 maddeden yaşlanmayı önlemek özelliklerinin önemli ölçüde arttırmaktadır.

Böylece sizler de daha avantajlı şekilde bu tarz ürünleri içerisinde barındıran kremler kullanabilir ve çok büyük avantajlar elde edebilirsiniz. Bu sayede de sağlıklı sonuçlar alma şansınız olacaktır. Sizler de bu sayede çok sağlıklı şekilde sonuçlar almak için hiç bir şekilde uğraşmadan çok daha sağlıklı sonuçlar elde edebilirsiniz. Hem de bu kremler çok büyük avantajlar sunmaktadır. Çok avantajlı şekilde kullanılmaktadır. Ferulik asidin kullanımı sırasında, özellikle cilt ile ilgili olarak çok büyük avantaj sağlanmış olunur.

Niacinamide Ve Cilde Faydaları

Niacinamide, cildi UV ışını hasarlarından koruyan, birçok gıda maddesinde bulunan B vitamini ailesinin bir türüdür. B3 vitamini veya niasin isimleriyle de bilinir. Vücudumuzdaki sindirim ve sinir sistemi ile beyin fonksiyonlarının düzgün çalışmasında B3 vitamininin katkısı büyüktür. Kırmızı et, tavuk, hindi, balık çeşitleri, yeşil yapraklı sebzeler ve domateste bol miktarda niacinamide bulunur.

B3 vitamininin vücudumuz için olduğu kadar cildimiz içinde önemi büyüktür. Güzel bir cilt için yapılması gerekenleri tek bir maddeye sığdıramayız. Günlük temizlik ve nemlendirmeyi rutine bağlamalı, düzenli olarak yapmalısınız. Erken yaşlanmayı, güneş lekelerini ve melazma riskini engellemek için cildinizi güneşten korumalısınız. Ayrıca cildinizi besleyecek olan antioksidanlar bakımından zengin gıdaları tüketmeyi ihmal etmemelisiniz.

Bazen; lekesiz, parlak ve sağlıklı bir cilt için tüm bu yaptıklarınız yeterli olmayabilir. Tüm bu önlemleri aldığınız halde yine de cildinizle ilgili şikayetleriniz varsa ihtiyacınız olan şey: Niacinamide adıyla da bilinen B3 vitamini. Niacinamide her yaş ve cilt tipinin yararlanabileceği bir dizi avantaj sunar. Bu vitaminle neden tanışmanız gerektiğini maddeler halinde sunalım.

Niacinamide Cildi korur

Kullandığınız güneş kremleri; cildinizi güneşten gelen UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyabilse de UV ışınları, kızılötesi ışınlar ve görünmez olan ışınlara karşı o kadar etkili değildir. Bu ışınlara maruz kalmak ciltteki radikalleri serbest bırakıp aşırı melanin üretilmesini tetikleyerek güneş lekeleri gibi cilt sorunlarına yol açar. Özellikle hassas bir cilde sahipseniz güneşe maruz kalmak sizin için büyük bir sorundur. Niasin cildi ısıdan ve zararlı güneş ışınlarının olumsuz etkilerinden korur. Güçlü bir antioksidandır ve cilt yüzeyindeki tüm zararlı serbest radikalleri ortadan kaldırır.

Cildi nemlendirir

Cildinizin yumuşaklığı, ciltteki yağ asitleri ve seramid adı verilen su tutucularına bağlı olarak vücuttaki su kaybıyla bağlantılıdır. Biraz daha açıklayıcı olması için şöyle söyleyebiliriz: Cildinizde ne kadar çok yağ asidi ve seramid varsa o kadar az su kaybı yaşarsınız. Ne kadar az su kaybı yaşarsanız o kadar nemli ve yumuşak bir cilde sahip olursunuz. 2000 yılında yapılan bir araştırmada %2 oranında niacinamide içeren ürünleri düzenli kullanan kişilerde su kaybının %24 oranında azaldığı kaydedilmiştir. Aynı çalışmada bu %24’lük azalmanın, yağ asitlerindeki %67 ve seramidlerdeki %34 oranındaki artıştan kaynaklandığı belirtilmiştir.

Hiperpigmentasyonu azaltır.

Yüzünüzdeki siyah noktaların, melanositler tarafından üretilen melanin pigmentindeki artıştan kaynaklandığını biliyor muydunuz? Bu artışı durdurmak ve melanin üretimini düzene sokmak için bir miktar B3 vitamini yeterlidir. Niacinamide pigment üretimini azaltarak siyah nokta ve lekeleri iyileştirerek daha düzgün bir cilde sahip olmanıza yardımcı olur.

Yaşlanma belirtilerini azaltır

B3 vitamininin pigmentleri düzenlemesinin yanı sıra yaşlanma belirtilerini de azaltır. Bu belirtileri nedeni ciltteki kolajen üretiminin azalması ve fibroblast denilen bağ dokularının incelmesidir. Yapılan çalışmalarda; sararma, buruşma, kırışıklık ve yaşlılık lekesi olarak bilinen lekeler üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Düzenli olarak kullanılan niacinamide içeriğinin; fibroblast incelmesini %24 oranında, kolajen azalmasını ise %54 oranında azaltmıştır.

Yağ akışını düzenler

Cildinize uyguladığınız nemlendirici kremler cildin doğal yağ akışını kontrol altına alır. Özellikle yağlı cilde sahip olanlara; nemlendiriciler veya başka cilt bakım ürünleri kullanarak bu sorunu şiddetlendirmeleri yerine krem formunda bulunan B3 vitamini içerikli kremleri kullanmaları tavsiye edilir. Böylece yağ akışı kontrol altına alınarak sorun çözülür.

Bağışıklığı arttırır

B3 vitamini genel olarak cilt sağlığınıza faydalıdır. Cildinizin bağışıklık sistemi hücreleri cildi korumaktan ve onarmaktan sorumludur. Hasar gören DNA’ları onarıp kansere dönüşmesini engellerler. Cildiniz güneşe maruz kaldığında bağışıklık hücreleri ciltten ayrılarak kan dolaşımına karışırlar ve cildi, güneş ışınlarının vereceği hasarlara karşı savunmasız bırakırlar. Niacinamide bağışıklık hücrelerini güçlendirerek bu duruma engel olurlar.

Askorbik Asit Nedir

Özellikle sağlıklı bir gelişim sağlamak isteyenlerin kesinlikle kullanması gereken en önemli noktalardan bir tanesi askorbik asit olarak bilinmektedir. Özellikle c vitamini olarak da kullanılan ve teminat zorlanması kolajen sentezi kan damarlarının yapısal gücünün sürdürülmesi gibi birçok metabolizması faydaları sağlanan bir kimyasal madde olarak bilinmektedir. Beyaz ve hafif sarı renklidir. Kokusuz kristalimsi bir yapısı bulunmaktadır. Suda tamamen çözünürken, herhalde biraz çözülmektedir. Çözeltisi içinde hiç çözülmemektedir. Askorbik asitin genel olarak kontrol amacıyla asit düzenleyici olarak kullanılmasına rağmen, aynı zamanda da gıda ürünlerinde özellikle tat vermektedir.

Askorbit Asit Antioksidan Kullanımı

Bu arada bir öğretiminde antioksidan olarak kullanılmaktadır. Bulanıklı engeller, raf ömrüne iyileştirir ve endüstrisinde rengin sürdürülmesi için bildiğiniz gibi et ürünlerinde bazen renklerde solmalar ve morarmalar olmaktadır. Bu rengin sürdürülmesi ve daha net bir şekilde renk sağlamak için kullanılmaktadır. Aynı zamanda fırıncılık endüstrisinde deterjan olarak meyve ve meyve sularında renk solmasını önlenmesinde kullanılan, özel bir ürün olarak bilinmektedir.

Sodyum askorbat ve Potasyum askorbat olarak 2 adet tuzu bulunmaktadır. Askorbik asit ile ilgili olarak bu yüzden dolayı da bunlar konserve ve ürünlerinde oksijen tutucu olarak kullanılmaktadır.

Askorbit Asit Kullanım Avantajları

Bildiğiniz gibi şişe ürünleri özellikle, doldurulurken üst kısmında bir boşluk bırakılmaktadır ve bu boşluğun oksijenle doldurularak boşlukta sallanan hava sayesinde içerideki malzemenin daha sağlıklı tutulması sağlanmaktadır. İşte bu da kullanılan üründür. Askorbik asit, sodyum ve kalsiyum tuzları suda çözündüğünde yağları oksidan koruyamama noktadır. Bu yüzden dolayı ağırlıklı olarak yağ, oksidan ilişkisi, buna göre kurulur ve buna göre kullanılmaktadır. Oksijeni ap toplayarak, ters tersinir tepkime ile dehidroaskorbik aside dönüşmektedir. Tüm bunların yanı sıra, çok rahatlıkla hem gıda sektöründe hem de aynı zamanda gıda sektöründe kullanılması adına herhangi bir sıkıntı oluşturmamaktadır. Bu yüzden de kesinlikle sıkıntı olmadan çok rahatlıkla kullanılabilmektedir. Bu sayede sizler de sonuç alabilirsiniz.

Bunların yanı sıra, şunu da bilmek gerekir ki, her zaman için akılcı bir çözüm olarak bulunmaktadır. Bu sayede de en iyi sonuçların da sunulması sağlanabilir. 

Glikolik Asit Nedir?

Özellikle son yıllarda artık üretimi yetmediği için sentetik olarak da üretilmeye başlayan glikolik asit aslında şeker kamışından üretilmektedir. Bu asit alfa hidroksi asitler adı verilen grubun bir üyesidir. Bu grubun içerisinde laktik yani süt, citric yani portakal ve limon, malik yani elma ve armut, glikolik elbette ki şeker kamışı ve tartarik asitin olmak üzere çeşitli asitler yer almaktadır. Reçetesiz olarak satılmış olan krem ve losyon gibi ürünler ağırlıklı olarak cilt bakım ürünleri olarak geçmekte ve çoğunun içerisinde % 6 ile 10 arasında bu asit içeriği bulunmaktadır. Bu kremlerin kullanımı için herhangi bir yüz yıkama ürünü gibi yüze sürülmesi ve sonrasında yıkanarak durulmaktadır.

Glikolik asitle ilgili olarak şunu da söylemek gerekir ki üst tabaka denilen cildin üst bölümünde ölü cilt hücrelerinin bağlanan veya yapışan maddeyi bozar, parçalar ve bu sayede cildin daha parlak daha düzgün görünmesini sağlamaktadır. Şimdi sizlere bu asitin faydaları hakkında biraz bilgi verelim.

Glikolik Asit Faydaları

Glikolik asit faydaları ile ilgili olarak öncelikli olarak bilmek gerekir ki, cildiniz pul pul dökülüyor olduğu anlarda yenilemesini sağlamaktadır. Ayrıca akne tedavisinde etkilidir ve kesinlikle özellikle kistik akne denilen ölü cilt hücreleri ile ilgili olarak tıkanmaları önler bunların yanı sıra, ince çizgiler ve erken yaşlanma işaretleri yüzde görülebilir. Bu işaretlerin de önlenmesini sağlayarak çok rahat bir şekilde gençleşmesi sağlanmış olmaktadır. Gözeneklerin görünümünü en aza indirgenmesinin yanı sıra cildin elastikiyetini geri kazanmasında da çok büyük faydası bulunmaktadır.

Glikolik Asit Kullanımı

Tüm bunların yanısıra şunu da belirtmek gerekir ki, öyle cilt hücrelerini eritir ve böylece siyah noktaların tamamen temizlenmesini sağlar. Riskleri ve yararları hakkında da bazı şeyler söylemek gerekirse, doğru kullanılmadığı takdirde glikolik asit ciddi hasarlara yol açabilir. Bu yüzden dolayı daha çok dikkatli bir şekilde özellikle de bir dermatolog da önermesi ile kullanılması çok daha sağlıklı sonuç vermektedir. Yüz temizleyiciler, serumlar, nemlendiriciler, yüz peeling ürünleri, hatta göz kremlerinde glikolik asitin birçok faktörün de kullanılmaktadır. Yalnız ürünün Ph aralığı 3 ila 4 civarında en idealidir. Yalnız bazen kozmetik üreticileri bu ph değerini geçirdikleri ve yahut da altta kalırlar. Bu durumda kabuklanmalar ciltte kızarıklık tahriş gibi olgular karşımıza çıkabilmektedir.

Hidrokinon Nedir

Hidrokinon özellikle son yıllarda çok fazla kullanılan çiller yaşlanma noktaları ve diğer renk değişiklikleri ve kullanılan özel bir kozmetik ürün olarak bilinmektedir. Hidrokinon’un ürün olarak kremlerin içerisinde kullanıldığını biliyoruz. Cildin kırık olmayan bir bölümünü az miktarda uygulayabilirsiniz. Herhangi bir sıkıntı ondan 24 saat bekledikten sonra spot testi yapmak çok önemlidir. Cilt kırmızı, kaşıntılı veya kabarcıklar oluştu ise, yoksa bu durumda alerjik reaksiyon göstermiş durumdadır ve kesinlikle kullanılmaması gerekmektedir. Hiçbir reaksiyon yoksa, cildin renksiz bölgelerini yıkayabilir ve kurutabilirsiniz. Bunları yaparken de çok ciddi anlamda dikkatli şekilde hareket etmek gerekmektedir.

Hidrokinon Nasıl Kullanılır?

Bu kremi kendine masaj yapılarak kullanabilirsiniz. Kullanıcılar bu uygulamaları yaptıktan sonra, daima ellerinizi yıkamaları özellikle, gözler gibi hassas bölgelerin, hidrokinon girmesinin önüne geçmeleri gerekmektedir. Potansiyel olarak ciddi yan etkileri önlemek için bireylerin kesinlikle paket üzerindeki talimatları veya sağlık uzmanından almış oldukları talimatlara uygun olmaları gerekir. Aksi taktirde daha sıkıntılı durumlar ortaya çıkabilir. Ancak dediğimiz gibi ağırlıklı olarak, çatlama, ciltte kuruluk için bu tarz şeyleri tamamen kurtulmanızı sağlayan özel bir üründür. Bu krem kanser ile bir bağlantısı olduğu gerekçesiyle birçok ülkede yasaklanmış bulunmaktadır. Aslında ciddi pigment üreten hücrelerinde içeriğini yapmak için gerekli olan enzimi bozarak çalışmaktadır. Bu yüzden dolayı da kanser türleri ile ilişkili DNA’da mutasyona neden olabileceğini göstermektedir. 

Hidrokinon Kullanımı

Buna ek olarak şunu da bilmek gerekir kandaki yüksek civa seviyeleri ve aquanose ile ilişkisi bilinir. Rengi değişikliğini oluşturan bir durumdur. Bu yüzden dolayı da, son zamanlarda özellikle kullanılması çok fazla tavsiye edilmemektedir. Ancak hidrokinon kremlerinin alternatifleri bulunmaktadır. Kojik asit, arbutin jeli hafifletmek için kullanabilecek diğer yöntemler olarak bilinmektedir. Sonuç olarak kojik asidin kullanımı ile de aynı şekilde sonuç alınabilmektedir. Ayrıca, hidrokinonun tahmin edilen ve bilinen kötü sonuçlarının da önüne geçilmesinin de sağlanabileceği dile getirilmektedir. Böylece sizler de çok daha sağlıklı şekilde geri dönüşler alabilirsiniz. Bu tarz ürünlerin kullanımında, gereken hassasiyet gösterilmesi gerekir. Çünkü, çok ciddi anlamda olumsuzluklar da gösterme durumu olabilmektedir. Bunlara çok büyük hassasiyet göstermek gerekmektedir. Aksi takdirde olumsuzluklarla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Laktik Asit

Laktik asit vücudumuz tarafından üretilmiş olan bir asit çeşididir. Bunun için klasik olarak her yerde bahsedilen çok kısa anlamı yap yoğun bir egzersiz yaptığımızı düşünürsek, vücudumuzda oluşan bu enzim özellikle birikir ve yoğunluğu ağrıya sebep olmaktadır. Bu açıklama genel ve basit bir şekilde anlatılması, yalın ve yaygın bir şekilde bilinmesi için yeterlidir. Bilimsel olarak yapılan açıklamalar ise şöyle olmaktadır, antrenmana başladığımız sırada, vücudumuz glikoz ve karbonhidrat depolarını biriktirmiştit ve bunlar kullanıma hazır olarak beklemektedir. Kasların dinlenme modunda sertleşmemiş veya katılmamış olma durumu söz konusu olabilmektedir. Bunun için bu kasları ulaşmış olan kan akışı normal seyirde devam etmektedir. Ancak damarlar sertleşmemiş yeterli miktarda kan ise oksijen ile taşınabilir duruma gelmiş bulunmaktadır.

Laktik Asit Nasıl Ortaya Çıkar?

Laktik asit hakkında antrenmana ilk başladığı anda, vücut öncelikle glikojen denilen bir şeyi enerjiye çevirir ve bu sayede güç elde etmeye başlar. Çoğumuzun bildiği gibi glikojen aslında kana çok hızlı bir şekilde karışan ve enerjiye dönüşen bir madde olarak bilinmektedir. Bu sayede vücudumuz çok rahat bir şekilde hareket etmektedir. Vücut glikojenden öncelikle enerji elde eder ve bu güç ile birlikte vücutta kullanıma hazır karbonhidrat birikimlerini enerjiye çevirmeye başlar.

Bu sayede de zaten yağ yakımı başlamış olmaktadır. İşte bu aşamaya geldiğini gelindiğinde, glikojen üretiminden elde edilen yüksek güç kaslarda sıkılaşmak ve kasılmalar başlamasına sebep olmaktadır. Antreman ile ilgili olarak yoğunluk temposu daha da artmaya başladığında, artık vücudun enerji yapmak üzere kullanması gereken oksijen miktarı da artacak, çünkü çok fazla yapılan enerji aktarımı ile birlikte yavaş yavaş vücudun üretmiş olduğu oksijen yetersiz hale gelmeye başlamaktadır.

Laktik Asit Oluşumu

Bu şekilde vücutta yoğun bir çalışma yapılır ve bu şekilde enerji çok fazla kullanıldığı için oksijen ihtiyacı ortaya kadar bu enerji oluşumunda oksijensiz ortamda üretilen bir enerji ile birlikte vücutta laktik asit dediğimiz şey artma gösterişli laktik asidi de sizlerin istirahat halindeyken az miktarda olsa kanında bulunan çok özel bir asittir. Üretilen bu asit kaslardan alınır ve karaciğere taşınmaya başlanır. Yeniden enerji kaynağı olarak kullanılmak üzere de parçalanarak vücuda sunulur. Bu yoğunluk sayesinde asit ile birlikte vücudun direnci ve dayanıklılığı yani mukavemeti arttırılmış olur.

Güneş Lekeleri Nasıl Geçer

Güneş lekesi ismini sık sık duyarız. Birçok kişi bu problemden muzdarip ve endişelidir. Ciltte çirkin bir görüntü oluşturmasının yanı sıra ciddi bir cilt problemidir. Peki bu güneş lekeleri tam olarak nedir? Aslında kelimenin kendisi anlamını açıklıyor. Güneş lekeleri, güneşe aşırı maruz kalma sonucunda ciltte oluşan kahverengi lekelerdir. Güneşin yaydığı zararlı ultraviyole ışınları güneş lekelerine neden olur.

Güneş lekeleri açık tenli kişilerde daha sık görülür. Bunun nedeni vücutlarında daha az miktarda melanin bulunmasıdır. Melanositler tarafından üretilen melanin içeriğinin düşük olması güneş lekeleri oluşumunu teşvik eder. Aşırı melanin miktarı da cilt için zararlıdır. Cildin daha koyu görünmesine neden olur. Aşırı melanin üretimine aynı zamanda hiperpigmentasyon da denir.

Ciltteki güneş lekeleri uzun zamandan beri karşılaşılan bir sorundur. Cilt bakım endüstrisi güneşin olumsuz etkilerine karşı uzun yıllardır bir savaş içerisinde. Kozmetik mağazalarında ve eczanelerde kolaylıkla bulabileceğiniz birçok ürün piyasaya sunulmuştur. Bunların çoğu güneş lekeleri tedavisinde etkindir fakat kimyasal içeriklere sahip olduklarından cildinize zarar verme ihtimali de oldukça fazladır.

Cilt bakım ürünlerinin kimyasal içeriklerine maruz kalmadan güneş lekelerinden kurtulmak da mümkün. Evinizde bulunan malzemelerden kolaylıkla yapabileceğiniz ve tamamen doğal olan bu tedavilerle cilt lekelerinden kurtulabilirsiniz.

Limon Suyu

Bir limonu sıkıp suyunu çıkarın. Bir pamuklu çubuk yardımıyla güneş lekelerine uygulayın. Birkaç dakika bekletip yıkayın. Bu işlemi haftada 3 kez tekrar edin.

Limon suyu uzun yıllardan beri kullanılan bir güneş lekesi düşmanıdır. Limon içerisinde bulunan asitler güneş lekelerine karşı etkili olacaktır. Uygulandığında oluşacak olan yanma hissi de bu nedendendir. Ayrıca limon suyu; kuru ciltler için nemlendirici işlevi de görecektir.

Karpuz

Doğradığınız karpuzu alıp etkilenen bölgeye sürüp bekleyin. 30 dakika sonra soğuk su ile durulayın.

Karpuz yaşlanma önleyici etkiye sahiptir ve A, B ve C vitamini bakımından oldukça zengindir. Bu sebeplerle en etkili güneş lekesi tedavilerinden biridir ancak anında sonuç vermez. Karpuz ile güneş lekelerini iyileştirmek oldukça zaman alacaktır.

Yeşil Çay

Hazır yeşil çay poşetini kaynar suyun içinde birkaç dakika bekletin. Çıkarıp sıkıştırdığınız poşet çay torbasını günde iki kez güneş lekeleri üzerine sürtün. Yumuşak bir şekilde uygulayıp cildinize zarar vermemeye dikkat edin.

Yeşil çay sağlığımız için iyi olmasının yanı sıra güneş lekeleri üzerinde de çok etkilidir. İçerisinde bulunan antioksidanlar güneş ışınlarının neden olduğu hasarların iyileşmesine yardımcı olacaktır.

Elma Sirkesi

1 çay kaşığı limon ile 1 çay bardağı elma sirkesini karıştırın. Pamuklu bir çubuk yardımıyla güneş lekeleri üzerine uygulayın. Gece uyumadan önce uygulamanız ve sabaha kadar yüzünüzde kalması daha iyi olacaktır. Uyandığınızda yıkamayı unutmayın. Bu tedaviyi en az 6 hafta kullanmalısınız.

Elma sirkesi, içerdiği alfa hidroksil asitler sayesinde güneşin zararlı ışınlarına karşı çok etkilidir. Limon suyu ile beraber kullanılması onu daha güçlü yapacaktır.

Tereyağı

Bir pamuk veya bez yardımıyla tereyağını güneş lekeleri üzerine sürün ve yarım saat bekleyin. Ardından ılık suyla durulayın.

Tereyağı içerisindeki laktik asit cilt için oldukça yararlıdır. Deriyi derinlemesine temizleyerek güneş lekelerini iyileştirmeye yardımcı olur.

Süt

Pamuklu bir çubuk yardımıyla etkilenen bölgeye süt uygulayın. 2 dakika bekledikten sonra soğuk suyla durulayın. Süt ile 2 çay kaşığı domates suyunu karıştırmanız iyileştirmeyi hızlandıracaktır.

Süt de cildin temizlenmesini ve hücrelerin yenilenmesini teşvik eden laktik asit bakımından oldukça zengindir.

Soğan

Bir çorba kaşığı soğan suyu ile bir çorba kaşığı balı karıştırın. Karışımı güneş lekeleri üzerine sürüp 15 dakika bekleyin. Ardından bol su ile durulayın. Ayrıca bal ile karıştırmadan sadece soğan dilimleriyle de etkilenen bölgeyi günde iki veya üç kez ovabilirsiniz. Soğan yerine sarımsak kullanmanız da aynı sonuca ulaştıracaktır.

Soğan doğal bir beyazlatıcıdır. İçerisinde bulunan asitler cildinizin parlamasına ve aynı zamanda güneş lekelerini gidermeye yardımcı olacaktır.

Hint Yağı

Hint yağını bir pamuk yardımıyla güneş lekelerine uygulayın. Birkaç dakika masaj yaparak emilmesini sağlayın. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez tekrar edin. Ayrıca hindistan cevizi yağı, badem yağı veya zeytinyağı da kullanabilirsiniz.

Salatalık

Bir salatalığı rendeden geçirip üzerine 2-3 çay kaşığı limon ve bir çay kaşığı gül suyu ekleyin. Malzemeleri karıştırarak macun kıvamına getirin. Güneş lekeleri üzerine uygulayıp kurumasını bekleyin ve ardından ılık suyla durulayın.

Parlak ve temiz bir cilde sahip olma yolunda en önemli arkadaşlardan biridir salatalık. Anlattığımız maskeyi haftada 3 kez uygulamanız; güneş lekelerinden arınmış, pürüzsüz ve berrak bir cilde sahip olmanıza yardımcı olacaktır.

Güneş Lekeleri Ve Korunmak İçin İpuçları

  • Güneşli havalarda dışarı çıkacaksanız şemsiye kullanın.
  • En az 30 faktörlü güneş kremi kullanın. Güneş kremi bir kalkan gibi davranarak cildinizi güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.
  • 10.00 ile 16.00 saatleri arasında mecbur değilseniz güneş ışınlarına maruz kalmayın. Bu saatler zararlı ışınların en güçlü olduğu saatlerdir.
  • E vitamini bakımından zengin yiyecekleri tüketmeyi ihmal etmeyin. Sağlıklı ciltler için gerekli olan E vitamini cildi ölü hücrelerden arındırır.
  • Nemlendiriciler veya makyaj malzemelerinin güneş koruyucu etkisine güvenmeyin. Bunlar, içerisinde güneş kremi bulundurabilir ama cildinizi güneşten korumak için yeterli olmayabilir.
  • Mutlu olun. Zihninizi stresten arındırın. Stres, tüm vücudumuza olduğu gibi cilt lekeleri için de olumsuz etkiye sahiptir.

Askorbik Asit Cilde Faydaları

İlk duyulduğunda tehlikeli bir maddeymiş izlenimi verse de askorbik asit denilen şey aslında C vitamini anlamına gelmektedir. Bazı hayvanlar bu vitamini kendileri üretebilmelerine rağmen insan vücudu C vitamini üretemez. Bu ihtiyacı gıdalarla karşılamak durumundadırlar. Başta narenciye grubu olmak üzere çoğu taze meyve ve sebzede bol miktarda C vitamini bulunur. Ayrıca laboratuvar ortamında da C vitamini üretilmesi mümkündür ki adına askorbik asit denir. Genel olarak hatlarıyla bahsettikten sonra askorbik asidin cilde faydaları bölümüne geçeceğiz.

Askorbik asit, geçmişte C vitamini eksikliği sebebiyle oluşan dişeti kanamaları ve zayıflık olarak kendini gösteren iskorbüt hastalığı tedavisinde kullanılır. İskorbüt çoğunlukla denizciler gibi karadan uzun süre ayrı kalanlarda görülürdü. Yolculuk esnasında yeterli meyve ve sebze tüketilmediğinde iskörbüt hastalığına yakalanılıyordu. Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte yolculuklar eskisi kadar uzun sürmediğinden ve gemiler stoklarını bitirmeden yolculuklarını tamamladığı için bu hastalığa pek rastlanmaz.

Günümüzde ise sıklıkla soğuk algınlığının önlenmesine ve tedavisine bağışıklık sistemini güçlendirerek yardımcı olması için kullanılmaktadır. Vücuttaki stres düzeyini azaltır ve çok güçlü bir antioksidandır. Bunların yanında diş eti rahatsızlıkları, bronşit, tüberküloz, AIDS ve prostat gibi çok ciddi rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılır. Askorbik asit faydaları arasında; fiziksel dayanıklılığı arttırmak, yaşlanmayı geciktirmek ve vücudu uyuşturucudan arındırmak gibi çok önemli işler de vardır. Yapılan çalışmalarda kansere yakalanma riskini düşürdüğü de gözlemlenmiştir.

Askorbik Asidin Cilde Faydaları

C vitamininin karşılaştığımız veya karşılaşma ihtimalimiz olan hastalıklara karşı neler yapabildiğini gördükten sonra cildimize olan faydalarına bakalım. Askorbik asit sadece suçlularla savaşmaz aynı zamanda suçu olmayanların daha iyi bir hayat sürmesine neden olur. Biraz karmaşık bir cümle olmuş olabilir ama açıklayınca ne demek istediğimiz anlaşılacaktır. C vitamini sadece hastalıkların ve rahatsızlıkların tedavisi amacıyla kullanılmaz. Aynı zamanda herhangi bir rahatsızlığı olmayan cildimizi güneş ışınlarına karşı koruyarak güneş lekesi oluşumunu engeller, kolajen üretimini arttırarak yaşlanmayı geciktirir ve melanin üretimini azaltarak kahverengi lekeleri iyileştirir.

UV Işınlarına Karşı Koruma

Güneş lekeleri, güneş ışınlarına aşırı maruz kalma sonucunda meydana gelen lekelerdir. Güneşli havalarda dışarı çıkıldığında en az 30 faktörlü güneş kremi kullanılması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak güneşten yayılan zararlı ultraviyole ışınlardan koruma işini sadece güneş kremlerinin yaptığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Askorbit asit güneş kremi değildir ancak cildi UV ışınlarından kaynaklanan serbest radikallerden korur. Bu; güneşe maruz kalmanın olumsuz etkilerini azalttığı anlamına geliyor.

Kolajen Üretimini Arttırır

Bilindiği üzere kolajen eksikliği, yaşlılık belirtisi olan kırışıklıkların en önemli nedenidir. Askorbik asit kolajen moleküllerini düzenleyen ve arttıran en önemli etkendir. Cildinizde hiç kırışıklık olmaması durumunda ise cildinizdeki kolajen kalitesini arttırarak olası kırışıklıkları da engeller. Bu sebeple anti-aging özellikli cilt bakım ürünlerinin neredeyse hepsinde askorbik asit bulunur.

Kahverengi Lekeleri Azaltır

Vücuttaki aşırı melanin üretiminin, melazma adı verilen ve çoğunlukla kadınlarda görülen kahverengi lekelere neden olduğundan bahsetmiştik. Askorbik asit, melanin üretimini düşürmenin yanı sıra aynı zamanda üretilen melaninin kalitesini de arttırarak kahverengi lekelerde iyileşmeye neden olur.

MS hastalığı nedir (Multipl skleroz)?

Multipl skleroz (MS hastalığı) beyin ve omuriliğe saldıran bir hastalıktır.Ne yazık ki, MS hastalığının hala bir  tedavisi yoktur. Ancak semptomları önleyecek birkaç çözüm yolu vardır. Bu duruma sahip birçok insanın semptomları kontrol edilebilir ve aktif, sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olunabilir.

Multipl skleroz

Beyin gövdesi kontrol merkezi, hareket, denge, duyu ve akıl gibi belirli işlevleri kontrol eder. Beyin miyelin adı verilen koruyucu bir tabaka ile kaplanır sinirler yoluyla mesaj gönderme ve alma  işlevlerini kontrol eder. MS hastalığı beyin ve omurilik sinirlerini kaplayan miyeline zarar verir. Bu katmanın kaybı sonucu etkilenen sinirler nedeniyle mesajları daha yavaş aktarır veya hiç aktarılmaz duruma gelir.

MS hastalığının nedenleri ve risk faktörleri

MS hastalığının nedeni bilinmemektedir, ancak çoğu araştırma, bunun bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalık olduğunu göstermektedir.Bu, bilinmeyen bazı ajanların vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirdiği ve yanlışlıkla miyelinlere saldırıp yok etmeye yöneldiği anlamına gelir. MS hastalığı genellikle yetişkinlerde 20 ila 40 yaşlarında ve kadınlarda erkeklere nazaran daha fazla görülür. Ayrıca, aile öyküsünde MS hastalığı olan kişilerin bu hastalığa yakalanmaları daha olasıdır. Sigara içmek MS’ye neden olmaz, ancak semptimlarını daha da kötüleştirebilir.

MS Türleri

MS’in üç ana türü vardır:

  • Tekrarlayan remitter:Bu tip MS hastalığı en sık görülendir. Belirtiler, ataklar ve salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Bu evreden sonra kısmi veya toplam iyileşme dönemleri gelir. Saldırılar zamanla daha da kötüleşebilir.
  • İlerleyici primer:Bu MS türü, zaman içinde yavaş yavaş kötüleşen semptomların  başlamasıyla karakterizedir. İyileşme dönemi yoktur.
  • Sekonder progresyon:Bu tip MS relapsing-remitting olarak başlar ve stabilite periyodundan sonra sürekli kötüleşmeye başlar. Nükseden remitting MS hastalarının yaklaşık yarısı, ilk ataktan sonraki 10 yıl içinde ikincil ilerleyen MS kontraktürü yaşamıştır.
  • Progresif nüks: Bu MS türü, yavaş ilerleyen semptomları ve epizodik salgınları birlikte içerir.

MS belirtileri

MS belirtileri kişiye göre değişir. Belirtiler, etkilenen bölgeye, beynin ve omuriliğin sinirlerine verilen zararın şiddetine bağlıdır. Ayrıca, bir kişinin hastalık seyri sırasında farklı semptomları olabilir. Bunlar şunları içerebilir:

  • Yorgunluk
  • Uyuşma, karıncalanma veya his kaybı
  • ağrı
  • Kollarda ve bacaklarda kas spazmı veya zayıflığı
  • Hızlı göz hareketleri, çift görme veya görme kaybı gibi görme sorunları
  • Denge ve koordinasyon sorunları
  • Kollarda ve bacaklarda yürüyüş ya da hareket ettirme sorunları
  • Bağırsakları ve mesaneyi kontrol eden problemler
  • Cinsel işlevle ilgili sorunlar
  • baş dönmesi
  • Yoğunlaşmada zorluk, bir şeye odaklanma veya hatırlama güçlüğü
  • Muhakeme ve problem çözmede zorluk
  • Konuşma veya yutma zorluğu
  • depresyon

MS tanısı

MS hastalığının semptomları diğer hastalıklarınkine benzer olabildiği için MS tanısı koymak zor olabilir. MS tanısı koymak için kişinin en az iki semptomatik atak geçirmiş olması gerekir. MS tanısını doğrulamak için, sağlık danışmanınız ortaya çıkan semptomları dikkatlice gözden geçirecektir. Nörolojik muayene ile kas gücünü, dengesini, koordinasyonunu ve reflekslerini değerlendirir. Ayrıca düşünme, hatırlama, görme, duyma ve konuşma yeteneğini de değerlendirilmelidir. Tüm bu değerlendirmeleri yapmak için doktorunuz aşağıdaki testleri yapmak isteyebilir.

  • Manyetik rezonans görüntüleme (MRG):Bu test ile beyin ve omuriliğin ayrıntılı görüntüleri yakalanabilir.Genellikle lezyon veya plak olarak adlandırılan hasarlı sinirlerin olduğu alanları değerlendirmek için kullanılır.
  • Uyarılmış potansiyeller:Bu testler, vücudun sinirlerinin ışık, yüksek sesler veya küçük elektrik şokları gibi belirli duyusal uyaranlara tepki verdiği hızı ve doğruluğu değerlendirir.
  • Lomber ponksiyon:Bu test, sinir kılıfının (demiyelinizasyon) hasar belirtilerini tespit etmek için beyin ve omuriliği çevreleyen sıvının olup olmadığını değerlendirmek için kullanılır.
  • Kan testleri:Semptomların diğer nedenlerini dışlamaya yardımcı olurlar.

MS tedavisi

Tedavinin amacı semptomları kontrol etmek ve hastalığın bu kadar hızlı ilerlememesini sağlamaktır. Semptomlar aşağıdaki yöntemlerden bir veya daha fazlası ile kontrol edilir:

  • İlaçlar:Bazı ilaçlar vücudun bağışıklık sistemine etki eder ve miyelin ataklarını önler. Bu saldırıların sıklığını ve şiddetini azaltabilir. Diğer ilaçlar, ataklar ortaya çıktığında semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olur veya ağrıyı hafifletir.
  • Rehabilitasyon:MS’in neden olduğu semptomlar veya problemler günlük yaşam aktivitelerini etkileyebilir. Fizyoterapi, mesleki terapi ve konuşma terapisini içeren rehabilitasyon, kişinin gücünü ve işleyiş düzeyini korumaya yardımcı olabilir. Gerekirse, sağlık uzmanınız size köpekler, yürüyüşçüler veya tekerlekli sandalyeler gibi yardımcı araçlar kullanmanız için talimat verecektir. Ayrıca çalışma alanını ve güvenliğini güçlendirmek için kişinin yaşadığı yer de değiştirilebilir.
  • Destek hizmetleri: Bunlar, hastaların MS ile yaşamalarının zorluklarına karşı yardımcı olabilmek için psikolojik danışma grupları ve destek gruplarını içerir. Hastanın ailesi ve arkadaşları da bu hizmetlerden yararlanabilir.
  • Yaşam tarzındaki değişiklikler: Yaşamtarzınızda ve günlük rutininizde belirli değişiklikler yapmak, semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir. Bu, yeterli dinlenmeyi, periyodik olarak egzersiz yapmayı, sağlıklı beslenmeyi ve stresi azaltmayı içerir. MS bölümlerine neden olabilecek her şeyi tanımlamak ve önlemek de yararlı olabilir.
  • Diğer tedaviler:Yetkililer araştırmalarını sürdürerek MS için yeni tedaviler geliştirmeye devam ediyor. Bunların çoğu, güvenlik ve etkinliklerini doğrulamak için klinik çalışma aşamasında. Sağlık uzmanınız, sizin için bir seçenek olabilecek tedaviler hakkında size daha fazla bilgi verebilir.

 

 

Sindirim Bozukluğu

Karın şişkinliği, gaz sancıları ve çeşitli hazımsızlıklar, acılı ve rahatsız edici bozukluklardır. Oysa, bunların çoğu daha başlangıç devresinde önlenebilir. Besinlerin yeterince çiğnenmeden yutulması, bu qaz sancılarının en önemli nedenidir.

Bu yenenlerin çoğu, unlu ve şekerli besinlerse, göz oluşması daha bir fazladır. Ekmek ve öbür unlu besinlerin sindirimi, tükrük bezlerinin salgıladığı pityalinle, çiğneme sırasında başlar. Midede nişastayı sindirecek bir ferment yoktur. Ve ince barsaklarda sindirim olayı çoğunlukla tamamlanır.

Besin parçalanması ve ağız sal-gısıyla karışması iyi başlamazsa, ince barsakta da bölünme tam olmaz ve sindirim bozukluğu ortaya çıkar. Hamur işleri yumuşak besinlerdir; çiğneme gereği pek duyulmadan yutulur; oysa iyi bir sindirim için, iyice çiğnenmeleri gerekir.

Sadece şeker ve nişastalı besinlerin değil, bû« tün besinlerin iyi sindirilmesi için, çok iyi çiğnen yüzeyinde sindirim olayı gerçekleşir ve mide-barsak yübeyinde sindirim olayı gerçekleşir ve mide-barsak salgıları derine etki yapamaz. Amerikada çok sık rastlanan alerjilerin, besinlerin iyi çiğnenmeyişine ve iri parçalar halinde yutulması alışkanlığına bağ. Iı olduğu öne sürülmüştür.

Fakat sindirim bozukluğunun mekanik olmayan nedenleri de vardır; çoğu kez, beslenmede B vitaminlerinin azlığından oluşur. B-1, B-2 ve B-3 vitaminleri bu açıdan önemlidir. Barsak çalışmasının düzenli olması için B vitaminleri gereklidir.

Kuvvetli barsak kasları, içindeki kitleyi daha çok çalkalar ve sindirim salgılarıyla iyice karışmasını sağlar; sindirim fermentleri, en küçük besin parçasına etki yapma olanağı bulur. Sindirim salgısının yapısı için, protein ve B vitaminleri gereklidir. Mide asidi azlığından oluşan sindirim bozukluğu bir doktor tarafından iyileştirilmelidir.

Sindirim bozukluğundan yakınanlar, yedikleri besinlerin bir listesini çıkarmalıdırlar. Hamur işleri ve selülozlu besinler çoğunluktaysa, bunları daha iyi? Çiğnemeye ve biraz azaltmaya çalışmalıdırlar. Etler de iyice çiğnenir ve kıyma şeklinde kullanılırsa, proteinleri iyi sindirilir ve kana protein karışması önlenerek alerjik durumla karşılaşılmaz.

Sindirim bozukluklarının çoğunu, bilinçsiz beslenmeye bağlamak oldukça doğru bir düşüncedir. İzlenecek yol basittir:

  • Yavaş yavaş yeyiniz ve iyi çiğneyiniz.
  • Gerekenden fazla yemeyiniz.
  • Gevşeyiniz, sinirliyken yemeyiniz.

Son kural üzerinde biraz durmak isterim. Tam! bir sindirim, mutluluk kadar hiçbir şey yararlı olamaz. Sıkıntı ve gerginlik içindeyken kas ve sinirler normal uyarılara cevap verecek durumda değildirler. Ev yada işinde uğraşını sürdürürken bir yandan da aceleyle sandövicini yemeye çalışan insanı izlemekle, sindirim bozukluğunu başlangıcında görmüş olursunuz.

Beden rahatlığı önemlidir, fakat düşünsel rahatlık daha da önemlidir. Hiç kimse yemek sırasında ya da önce bir tartışma yapmamalıdır. Bütün üzüntülerinizi unutarak yemeye oturunuz. Sağlığınızı sürdürmeniz için yemek yemeniz, değer biçilemeyecek kadar önemlidir.

Şu anda sindirim bozukluğundan yakınan siz, hemen şimdi bir çaba harcamaya başlayınız. İlk olarak, yukarıda açıklanan 3 kurala uyunuz. Bir oturuşta daha az yemeye çalışınız; gerekirse, acıkınca birşeyler yersiniz. Bu konuda başarıyı,, daha az yemekle büyük ölçüde kazanırsınız. Son olarak, dinçlik kazandıran özel beslenmeyi bütünüyle uygulayınız. Tüm besin cevherlerini alrp almadığınızı denetleyiniz. Tüm beden sağlığınız, sindirim sisteminizin iyi çalışmasına bağlıdır.