Uzun Süre Televizyon İzlemenin Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Uzun Süre Televizyon İzlemenin Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Günlerinin büyük bir kısmında, televizyon izleyen çocuklarda birçok olumsuz etki gözlemlenmektedir. Bu olumsuzluklardan bir tanesi de gelişim geriliğidir.

Anne ve babalar, gün boyunca oldukça yorulmaktadır. Yorulan ebeveynlerin, çocuklarını biraz olsun sakinleştirmek için çözümleri genellikle onlara televizyon açmak olmaktadır. Bu sayede kendilerine dinlenme olanağı yakaladığını düşünen anne ve babalar, fark etmeden çocuklarını olumsuz etkilemiş olmaktadırlar. Okumaya devam et “Uzun Süre Televizyon İzlemenin Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri”

   SOSYAL FOBİ

Aynı zamanda “sosyal kaygı” olarak da adlandırılan “sosyal fobi” bireyi tamamen etkisine alan bir kaygı hissiyle kendini gösterir. Psikoloji alanında sözü geçen kuruluş olan APA (Amerikan Psikoloji Topluluğu), sosyal fobiyi şöyle tanımlar: sosyal fobi utanmaktan, küçük düşmekten, sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde korkma ve korkulan durumlardan kaçınma eğilimi ile tanımlanabilecek yaygın bir kaygı, bunaltı bozukluğudur.

Sosyal Fobik Bireyler ve Davranışları

Sosyal fobik bireyler, genellikle tanımadıkları insanlardan, rahatsız oldukları ortamlarda ve durumlarda küçük duruma düşeceği ya da utanç duyulacak davranışlar göstereceğini düşünerek kaçınmaya veya uzak durmaya çalışırlar. Bu bireyler yaptıkları davranıştan daha çok çevrelerindeki diğer bireylerin kendileri hakkındaki olumsuz düşünmelerinden çekindikleri için kaygılanırlar.

Sosyal fobi, ancak bireyin günlük hayatını, sosyal yaşamını etkilemesi ve bundan rahatsızlık duymaya başlamasıyla teşhis edilebilir. Sosyal fobide görülen en tipik durumları; toplum önünde konuşmak zorunda kalabileceği, yeni insanlarla tanışması gereken, düğün, eğlence ve partilere gitmek gibi sosyal ortamlarda bulunması gereken durumlar olarak gösterebiliriz.

Karşı cinsle arkadaşlık ilişkisini başlatmakta zorlanırlar, kalabalık ortamlarda yemek yeme, otorite sahibi kişilerle konuşma ve etkileşimde bulunmakta zorlanırlar, başkalarının fikirlerine karşı çıkamadıkları gibi bir eylemi başlatılırken yoğun kaygı hissederler.

Sosyal Fobi ve Korkular

Sosyal fobisi olan bireylerin en yoğun korkuları başkaları tarafından yargılanmak ve utanç verici bir duruma düşürülmektir. Sosyal fobisi olan çoğu birey, sosyal ortamlarda başkalarıyla aynı ortamda bulunma korkularının mantıksız olduğunun aşırı kaygısının olduğunun farkındadır fakat bunun üstesinden tek başlarına gelemez.

Bu durum utangaçlıktan daha aşırı bir durumdur. Diğer insanların kendilerindeki terleme, ateş basması, titreme, bulantı, konuşma zorluğu, yüzünün kızarması gibi yaşadıkları belirtileri fark edeceklerinden çok endişe duyarlar ve bu belirtiler korkunun odağı haline dönüşür. Korktukça bu belirtiler daha çok görülmeye başlar.

Sosyal fobi yaşayanların sadece küçük bir bölümü tedaviye başvurmaktadır. Kadınlarda erkeklerden iki kat fazla görülmesine karşılık erkeklerin yardım alma konusunda daha istekli oldukları görülür.

Bilim insanları yaptıkları bir dizi araştırmalar da bu bozukluğun biyokimyasal temellerini de incelemektedirler. Araştırmacılar sosyal fobisi olan bireylerin kabul edilmemeye karşı gösterilen bu aşırı hassasiyetlerinin fizyolojik ya da hormonsal nedenler ininde olduğunu söylemektedirler.

Sosyal fobinin gelişmesinde biyolojik ve çevresel birden fazla sebepten bahsetmek mümkündür. Bunlar; ailelerin çocuk yetiştirme tarzları, tutumları, , travmatik olaylar, ailedeki diğer bireylerinde sosyal ortamlara katılımın azlığı, çocuklukta yaşanan diğer olumsuz sosyal olaylar sosyal fobi gelişmesini etkileyen faktörler olarak sıralayabiliriz.

Sosyal fobisi doğru tedaviyle tamamen iyileşme gösteren bir rahatsızlık olması sebebiyle sosyal fobisi olduğunu düşünen bireyler şikâyetlerini fark eder etmez tedavi için başvurmalıdırlar. Problemin nedenlerini, azaltıcı yöntemleri, nerede yanlış yaptığını belirlemesi bireyin kaygısını tanıması için önemli bir adımdır. Bireyin rahatsızlığı ile ilgili bilgi sahibi olması bu rahatsızlıkla baş etmesini kolaylaştıracaktır.

Araştırmalar sosyal fobinin tedavisinde etkili iki yöntemden bahseder: İlaç tedavisi ve kısa süreli bir psikoterapi türü olan bilişsel-davranışsal terapidir. . Gerektiğinde ilaç tedavisi uygulansa da en etkili tedavi yöntemi bilişsel-davranışçı terapilerdir.

Oyun Oynamanın Çocuk Psikolojisi Üzerindeki Etkisi

Uzmanlar, çocukların sağlıklı ruh yapılarına sahip olabilmeleri için, oyun oynamalarının büyük önem taşıdığını belirtmektedirler. Bu konuda, anne ve babaların, çocuklarının oyun oynayabilmeleri için, onlara gerekli tüm desteği sağlamaları gerektiği konusunda ikaz ediyorlar.

Yine uzmanlar, oyun oynamanın çocuk psikolojisi üzerindeki etkisi konusunda toplumun bilinçlenebilmesi için, gerek sosyal medyada, gerekse okullarda kampanyalar başlatarak, konunun aileler tarafından gerektiği şekilde algılanabilmesi için, çalışmalar yapıyorlar.

Oyun Oynamak Bir Çocuğun En Doğal Hakkıdır

Günümüzde çocuklarda; içe kapanma, saldırganlık, obezite, sosyalleşmede problemler gibi sorunların giderek yaygınlaşmasının ana sebeplerinden biri olarak, onların oyundan koparılmaları görülmektedir. Bir çocuğun, fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı şekilde gelişimini sürdürebilmesi için günde 1 saat ile 4 saat arasında oyun oynaması gerekmektedir.

Eski zamanlarda, okullarda teneffüs süreleri uzun tutulup, ders sayıları azken, şu anda bu durum tersi şekilde devam etmektedir. Okullarda yaşıtlarıyla rahatça vakit geçirebilen çocuklar, artık buna yeterince imkân bulamamaktadırlar.

Bunun yanı sıra, kentleşmenin büyümesiyle birlikte, çocukların oyun alanları da giderek küçülmüştür. Sokaklarda çocukları bekleyen tehlikelerin artmasıyla, ailelerde güvenlik sebebiyle çocuklarını evlere hapsetmeye başlamışlardır. Bu durum, çocukların yaşıtlarıyla özgürce oyun oynama haklarının ellerinden alınmasına neden olmaktadır.

Uzmanlar, başlattıkları kampanyalarla duruma çözüm üretebilmek için, kısa ve uzun vadeli bir takım önlemlerin alınması konusunda, toplumun bilinçlendirilmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.

Yapılan planlamalara göre, okullarda oyun saatlerinin belirlenmesi, ders saatlerinin kısaltılarak çocukların oyun oynamalarına vakit kazandırılması ve uzun vadede kentleşmenin içinde çocuklar için yeterli düzeyde uygun oyun alanlarının yapılması bulunmaktadır.

Mutlu bir çocukluk dönemi yaşayan birey, ilerleyen yaşlarında sağlıklı bir psikolojiyle, topluma faydalı olabilir. Kendi hayatında da huzurlu olacak olan kişi, ileride sahip olacağı çocuklarını kendisi gibi bilinçli bir şekilde yetiştirebilir. Kısacası, oyun oynamanın çocuk psikolojisi üzerindeki etkisi ilerleyen yaşlarını çok etkilemektedir ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için bu olmazsa olmaz kurallardan bir tanesidir.

Fiziksel ve ruhsal gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayan çocuklar, bizlerin ortak geleceğidir. Bu sebeple, geleceğimize sahip çıkmak, hepimizin ortak vazifesi olarak görülmelidir.